SELÂMET YOLU (This is the salvation)
- Osman Kademoğlu

- 20 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

1961 Haziranında yaz tatili için Kale’ye gelmiştim. Kale’ye her gelişimde ilk yaptığım iş denize girmek, ikincisi Çalışlar köprüsüne kadar yürüyüş yapmaktı. Bolaman yaşamının en güzel anılarından; çocuk büyük, her yaştan her baştan insanların hoşlandığı Çalışlar köprüsüne kadar yürüyüşten Kale’ye dönüyordum.
Yolda Adem beyin evinin önünde bir eliyle mavi bir bisikletin gidonunu tutan bir ayağı bisikletin pedalında diğer elinde sayfa uçları aşınmış yarı açık Türkçe kitâb-ı mukaddes (İncil) bulunan sarı saçlı masmavi gözlü 18 - 19 yaşlarında bir genç çevresini saran Bolamanlılara bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Sırtında yıpranmış eski bir deri evrak çantası, bacaklarında dize kadar uzun şort, ayağında sandal bulunan ince bedenli gencin solgun ve hüzünlü yüzü kuzey Avrupa kiliselerindeki uzun saçlı sarışın Hz. İsa tasvirlerini andırıyordu. Süzgün mavi gözlü, yüzünü çevreleyen ince kızıl sakallı, ebedi sükûnet duygusu uyandıran, bir mermer heykel kadar durağan ve alçıdan ikonalar kadar beyaz tenliydi. Boynunda bir istavroz (haç) kolye vardı.

Kalabalığa yaklaştım. Turist genç İngilizce konuşuyordu. Bolamanlılar işaret dilinden çıkardıkları kadarıyla:
- Galiba bir kilise soruyor
- Sanırım yatacak yer arıyor onu misafir edebilirim.
- Eski Ordu yolunu soruyor.
Başka bir Bolamanlı;
- Karnı açsa evden yemek getirtelim, diyordu.
Bolamanlıların yüreğinde bu yalnız garip yolcuya yardım etmek duygusu vardı. Yorgunu dinlendirmek, açı doyurmak, kol kanat germek, garibe gurbeti aratmamak. O zamanlar halkın yabancı turiste yaklaşımı böyleydi. Herkeste yabancılar Türkiye’de iyi izlenimler edinsin, ülkemizi beğensin, sevsin endişesi vardı.
Genç turistle tanıştım, kendisini birlikte bir çay içmeye, bir şeyler yemeye davet ettim. Teşekkür etti
- "bir görevim var önce onu yerine getirmeliyim" dedi.
Sağ elinde tuttuğu sayfaları açık kutsal kitabı (incili) göstererek; “bu kitapta tebliğ ve beyan edilen hayırlı (güzel) haberleri (good news) yaymakla görevli olduğunu bu amaçla Danimarka’dan yola çıktığını, Hz. İsa’nın öğretisini duymamış olan masum insanlara bir an önce tanrının sözlerini duyurmak ve bundan habersiz olanları uyarmak için çalıştığını akşam olmadan Perşembe’ye (Vona’ya) ulaşması gerektiğini” söyledi.
Yabancı genç bir Hristiyan misyonerdi.
Konuşma sırası bana gelince kendisine; Hz. İsa'yı peygamber olarak kabul ettiğimizi, kitabı mukaddese (İncile) saygı duyduğumuzu ama Tevrat ve İncil’den sonra tanrı katından nâzil olan (indirilen) en son ve ekmel (eksiği olmayan, tamamlanmış) kitap Kuran’ın yolunu benimsemiş olduğumuzu söyledim. "Bizim de sana verecek hayırlı haberlerimiz var, biz seni dinleyelim, sen de bizi dinle gel oturalım konuşalım" dedim.
Halka olmuş bizi dinleyen Bolamanlılar ne konuştuğumuzu sordular?
- Bizi hristiyanlığa davet ediyor, Hz. İsa’nın yoluna çağırıyor, incili göstererek selâmet (kurtuluş) yolu budur, gelin siz de bu yola katılın diyor, dedim. Misyoner genç etkileyici bir ses tonuyla derin ve çok inançlı gözleri toprağa dikili ve elinde tuttuğu incili göstererek ve dilinde sadece bir cümle - This is the salvation!. Selâmet (kurtuluş) budur diyor, durup durup hep aynı cümleyi yineliyordu.
Genç misyonerin elinde bir harita vardı Ordu yolunda kıyıdan içerde kalan dağ köylerine gitmek istiyordu. Dağ (Koçboynuzu) yoluna nasıl gidileceğini sordu. Anlaşılan kendisine verilen görev (misyon) Hristiyan öğretisini göreceli olarak dünyadan daha az haberli, ana yoldan uzak, bilgi düzeyi eğitimi noksan, ruhsal yapısı bâkir, kadim dinsel söylencelere mûti (itaat eden boyun eğen) halkın yaşadığı ücra uzak köylere tebliğ etmeyi duyurmayı öngörüyordu. Sanırım o günkü Hristiyan misyonerlik stratejisi böyle bir şeydi.
Misyonerler dinsel telkinlerinin etkili olması için pozitif bilimsel düşünceden daha çok cinlere perilere dogmatik inançlara efsanelere düşkün insanların yaşadığı toplumsal ortamları arıyordu.
Bolamanı da içine alan Karadeniz kıyı bölgesinin Türk egemenliği öncesinde Hristiyan halkla meskûn olduğu gerçeğinden yola çıkarak bu yörede gözden uzak ücra yerleşimlerde kadim Hristiyan inancına ait telâkkilerin ve kabullerin az da olsa var olacağı varsayımıyla misyoner etkinliklerinde buralara öncelik veriyorlardı. O günlerde uygulamada olan misyonerlik faaliyeti belki de toplum katmanlarının bilinçaltında gizli kalmış bir çeşit kadim Hıristiyan'ı inanç buluntularına yeniden hayat vermek çabasıydı…
Misyoner gence Koçboynuzu (dağ) yolunun kolay bir yol olmadığını bisikletle çok zorlanacağını ayrıca dağ köylerinde halkın sahil halkı kadar hoşgörülü olmayacağını, özellikle İncil’de sembolleşen dinsel telkinlere insanların sert ve kırıcı bir tavır koyabileceğini anlatmaya çalıştım, ama adanmış idealist genç misyoner illâ ki dağ yolunu tutmakta ısrarlıydı.
Yolu uzundu, sanırım Kale’de misyonunun gereğini yapacak uygun bir ortam bulamamıştı. Kale’ye bir çay içecek kadar bile zaman ayırmadı. Ayrılırken yüzünde umutsuz, acıma dolu ve biraz da öfkeli bir ifade vardı, veda etmedi, küsmüş gibi başını öte yana çevirdi mavi bisiklete bindi pedal basarak eski Ordu yoluna yöneldi… Keşke bir çayımızı içseydi arkadaş olsaydık, kendisine konağın çatısı altındaki tarihi küçük kiliseyi açsaydım sanırım çok mutlu olurdu.
Resimler: Akşam güneşinde Bolaman, konağa bitişik, bir zamanlar mescit olarak da kullanılmış olan antik kilisenin giriş kapısı. Kapının önünde babam Tahsin Kademoğlu.
Osman KADEMOĞLU
Mimar-Yazar, KANADA












Yorumlar