On Bir Değil Paşa, 'Bir'!
- Birol Öztürk

- 21 saat önce
- 2 dakikada okunur

İsmet İnönü, bir takım ve tekmili bazı tarihçiler tarafından temkinli yaklaşılan bir asker ve siyasetçidir.
Onun “ikinci adam” lık “Milli Şef” lik hâllerinin zoraki olduğu yönünde örnekleriyle birlikte birçok şey yazıldı, çizildi biz de okuduk. İçinde bulunulan ahval ve şeraitin müsebbipini İnönü’nün Milli Şef’lik hevesi olduğu da söylenir, iddia böyle.
İsmet İnönü’nün Atatürk gibi bir askeri deha olmadığına dair iddialı iddialarla kaç yerde kaç kere karşılaştım; ben, tarihçilerin yalancısıyım. İnönü, çok iyi bir topçu subayıdır ve şansı yaver gitmiştir; şansı tersine döndüğündeyse Yunan işgali Ankara’ ya dayanmış ve Mustafa Kemal, meclisten tam yetki alarak makus talihi tersine çevirmiştir, iddia böyle.
Atatürk gibi stratejik bir askeri kafaya sahip değildir İsmet İnönü, iddia böyle.
Öyle ya da böyle, İsmet İnönü için tarihçilerin birleştiği kanaat “o, Atatürk’e inanmış ve hep sadık kalmıştır”dır. Atatürk’e inanmıştır inanmasına ya, devrimleri ne kadar anlayabilmiştir, ne kadar savunabilmiş, ne kadar koruyabilmiş ve geliştirebilmiştir; işte tarihçiler, bir kısım tarihçiler, tekmil bazı tarihçiler, bu raddede de acımasızdır. Yerden yere vuranı az da değildir… Yani iddia böyle…
Genç cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı çılgınlığından, macerasından korumuş ve savaşa girmeyip “ben, sizi ekmeksiz bıraktım ancak babasız bırakmadım” diyerek Ata’nın “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” şiarına da sadık kalmıştır İnönü, iddia böyle.
Ata’yla İnönü’nün sık sık kapıştıkları da belge ve şahitlerle sabittir. İnönü, Ata gibi değildir; o, halktan daha izole, asker kafalıdır. Ata, daha halkın içindedir. Bir örnek; Ata, Dolmabahçe’deki ofisinden bir akşam üzeri kimseye haber vermeden ve görünmeden kaybolur. Yaveriyle İstanbul Emniyet Müdürü, hiç panik yapmazlar. Çevredeki meyhaneleri dolanmaya başlarlar ve en nihayetinde birinde bulurlar Ata’yı, elleriyle koymuş gibi. Meyhanenin müdavimleriyle oturmuş, rakı içerek sohbet etmektedir Ata. Kapıda beliren yaverle emniyet müdürünü görünce “benimkiler geldi, artık huzur vermezler. Hadi bana eyvallah” der kalkar.
Yedi düvele kafa tutup Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış, altı asırlık Saltanat’ı ve dört asırlık Halifeliği bir çırpıda kaldırmış, hanedanı sürgüne yollamış, tekke ve zaviyeleri kapatıp, cemaat ve cemiyetlerin dibine darı ekmiş, Lozan Barış Görüşmeleri tıkandığında İsmet İnönü eliyle “bana çizmelerimi giydirmeyin” diye racon kesmiş ve aynı raconla faşist Mussolini’yi hizaya çekmiş bir adam, tek başına İstanbul sokaklarında sallana sallana bir meyhaneye giriyor, çilingir sofrasında sohbet edip dert dinliyor… Piiiiii!
Hayali cihana değer.
Atatürk’ün bir Mustafa yanı, bir Kemal yanı ve bir de Atatürk yanı vardır. Hiç şüphe yok ki yaverini ekip de meyhaneye kaçıp, muhitin müdavimleriyle memleket meselesi konuşan, onun Atatürk yanıydı. Mustafa yanı, bana göre askeri dehasıydı.
Peki Kemal yanı?
Çankaya Köşkünde, rakı sofrasında, Atatürk’ün de içinde olduğu kabinenin on bir ismiyle, mutat toplantılardan biridir… Bir müddet sonra rakının tesiriyle ortam ciddiyetini kaybeder, İnönü sesini yükselterek “bu memleket artık on bir sarhoş tarafından idare edilemez” minvalinde çıkışır. Atatürk, kalıbını hiç bozmaz ve Kemal kimliğini takınarak “on bir değil paşa” der ve “bir sarhoş, bir” diye ekler…
Bu memleket “bir sarhoş” tarafından kuruldu, kurumsallaştı, tutundu… Sonra harama helal, süte su, bala acı, sevdaya hüzün, huzura kaos, barışa savaş, kardeşliği nifak kattılar…












Yorumlar