Mustafa Kemal Hakkında Yabancı Basında Yayınlanan İlk Haberler Ve Mülâkatlar
- İsmail Tosun SARAL

- 18 Mar
- 13 dakikada okunur

“Bu makale; Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi'nin
Kasım 2020, 74. sayısında s. 17 de yayınlanmıştır.”
Çanakkale deniz ve kara muharebelerinin kazanılmasında ve Gelibolu Yarımadası’nın düşmandan temizlenmesinde başarı hiç şüphesiz en büyük kahraman Türk Askeri Mehmetçik sayesinde elde edilmiştir. Ancak, başta Kurmay Albay Mustafa Kemal Bey (Atatürk) olmak üzere ona komuta eden subaylar ve paşalar da unutulmamalıdır. Albay Mustafa Kemal Bey’in yerinde ve eşsiz dehasıyla almış olduğu askerî karar İngilizleri ve onun müttefikleri olan Anzaklıları karaya çıktığı yerde takılıp kalmalarını sağlamıştır.
Avusturya basınında Mustafa Kemal (Atatürk)le ilgili ilk haber ilk önce 21.5.1915 tarihli Deutsches Volksblatt gazetesinin 6. sayfasında sonra da 27.5.1915 tarihli Das interessante Blatt dergisinin 23. sayfasında “Arıburnu’na yapılan düşman taarruzu tamamen başarısızlıkla sonuçlandı” başlığı ile küçük bir haber olarak yer aldı. Aynı haber Yukarı Avusturya’da Linz dolaylarında bir bölgenin gazetesi olan 29.5.1915 tarihli Mühlvierter Nachrichten’in 2. sayfasında “Çanakkale Boğazında Türk Harbi” başlığı ile yayınlandı. [1] “Yoğun topçu ateşinin ardından 16 Avusturalya ve Yeni Zellanda (Anzac) taburu Türk mevzilerine ümitsizce saldırdılar. Süngü hücumuyla yaptıkları bir karşı saldırı ile Türkler düşmanı geri püskürttü. Mustafa Kemal Bey komutasındaki Türk piyadeleri mükemmel bir şekilde temayüz etti. İtilaf askerleri ağır kayıplar verdiler. Kaçamayan üç taburdan fazla Anzac askeri süngülendi. Müşir Liman von Sanders Paşa muharebenin gidişatından memnun olduğunu söyledi. Mareşal, emrindeki askerleri mükemmel olarak nitelendirdi ve “Düşmanın şimdiye kadar gerçek bir başarısından hiçbir şekilde söz edilemez” dedi. Amsterdam kaynaklı bir habere göre Arı Burnu Muhaberesinde İngilizler 1340 subay, 16.187 er kaybettiler.”
1916 yılı Avusturya gazetelerinde ise Mustafa Kemal iki haberde yer almış görülüyor. Neue Freie Presse Sofya Muhabiri 13 Ağustos 1916 da telgrafla “Kafkas Ordusu Komutanı Mustafa Kemal Paşa” başlığı altında bildiriyor: [2]
“Bitlis ve Muş’ta Ruslara karşı başarı elde eden Türk Ordusu çok enerjik General Mustafa Kemal Paşa tarafından komuta ediliyor. Bu komutan Bulgaristan’da bir zamanlar askerî Ateşe olarak görev yapmıştı. Bu gün hâlâ Bulgaristan’da herkes tarafından çok iyi olarak hatırlanıyor.“
Aynı gazete [3] “Tutrakan Zaferi ile Dobruça’nın Kurtarılması, Bulgarlar ve Türklerin Silah arkadaşlığı, Bulgar milletvekili Dimitri Atschkow ile Mülakaat” başlıklı olarak yayınladığı başka bir haberde Mustafa Kemal’den bahsediyor:
“Birkaç günden beri Viyana’da bulunan tanınmış Makedonyalı Bulgar siyasetçi Dimitri Atschkow muhabirlerimizden birine Tuna kıyılarındaki Bulgar zaferinden ve Dobruça’daki muharebelerden bahsetti. Tutrakan Zaferi kendimize güveni arttırdı ve bütün Bulgarların gönlünü moral ile doldurdu. Berlin’deki son ziyaretimde ve şimdi Viyana’da Bulgarlar ve müttefikleri arasında ne kadar büyük ve kaya gibi sağlam bir silah arkadaşlığın mevcut olduğunu yeniden gördüm ve ikna oldum. Tutrakan’da hain Romenlere karşı kazandığımız sadece bütün Bulgaristan’da kutlanmıyor, şanlı müttefiklerimiz nezdinde de candan yankılanıyor. Dobruça’da Bulgar Birliklerinin büyük başarısı Bulgarlar tarafından sevinçle karşılanırken Makedonya’nın da kurtarılması aynı mutluluğu sağladı. Biz Bulgarlar, ister Kuzey Bulgarları olalım ister Trakyalı, Makedonyalı veya Dobruçalı olalım hep millî birlik için çabalıyoruz. Bu gün müttefiklerimizin yardımı sayesinde bu millî Birlik idealimiz gerçekleşti. Millî Birlik düşüncemiz Bulgaristan’nın her köşesinde müttefiklerimizle omuz omuza kahramanca savaşan ordumuzun erleri ve subayları arasında da büyük taraftar buluyor. Bu müşterek muharebelerden ve zaferlerden geleceğin daha iyi olacağını gösteren için güçlü bir teminat doğuyor. Çünkü bu gün gayet iyi biliyoruz ki bizlerin menfaatleri ve özlemleri aynıdır. Dimitri Atschkow’a Türklerin de katıldığı yeni muharebeler hakkında görüşü sorulduğunda şunları söyledi: “Bulgarlar ve Türkler ortak bir tehlike ve ortak bir düşman tarafından tehdit ediliyorlar. Bugün Bulgaristan ve Türkiye arasında hiçbir itilaf yoktur. Aynı menfaatlerimiz vardır. Türkiye’nin şu anda mükemmel yöneticileri var. Türk ulusal kahramanı Enver Paşa demir gibi iradesiyle, bitmez tükenmez enerjisiyle Türk Ordusunu yeniden düzenledi. Mükemmel duruma getirdi. Makedon kökenli Mustafa Kemal, Çanakkale savunmasında sivrildikten sonra genç yaşta generalliğe yükseldi ve 16’ncı Kolordu komutanı oldu. Askerlik yeteneği sayesinde Diyarbakır cephesine büyük Rus saldırılarını durdurdu, Türk silahlarına şan kazanırdı. Enver Paşa doğru adamları bulma konusundaki yeteneği sayesinde kahraman Türk Ordusuna genç fakat muktedir komutanlar atadı. Bu gençler bu gün Dobruca’da muhteşem asker kardeşlerimiz olarak bulunuyorlar. Talat Bey ki ona Türk Stambulow’u diyebiliriz, Türkiye’nin yeniden teşkilatlanmasında başarıyla Enver Paşa’ya destek olmuştur. Bu gün Bulgaristan şanlı müttefikleri Almanya, Avusturya-Macaristan ve Türkiye’nin desteği ile ulusal birliği için mücadele ediyor. Dobruca’da zaferden zafere koşan Bulgar ordusu 1913 de Bulgarların kahraman evlatları ulusal dava uğruna talihsiz Madedonya’da çarpışırken Romanya’nın neden olduğu niteliksiz davranışı hâlâ unutmadı. Romen askerler bizim zaferimizin meyvelerini çaldılar. Bugün her Bulgar vatan için gereken en âdil şeyi ve Ulusal Fikri gerçekleştirmek için kanını son damlasına kadar akıtmaya hazır olduğunu biliyor. Bu bilinç onun azmini çok arttırıyor. Bulgaristan, Romanya gibi sahtekârların, utanç verici eşkıyaların ülkesini döverek cezalandırmak için yanıp tutuşmaktadır.” Makedonya Komitesi Yönetim Kurulu üyesi olan Dimitri Atschkow Başbakan Stambulow’un iktidar partisinin çok tanınmış bir şahsiyetidir. Kısa bir süre önce Makedonya cephesinde kazanılan Krivolak Muharebesinde İngilizler ve Fransızlara karşı çarpışmış ve kahramanlık madalyası ile ödüllendirilmiştir. Bay Atschkow Balkan Harbi’ne de katılmıştır. Türk Bulgar yakınlaşması için çok çalışmıştır.“
Görülüyor ki Mustafa Kemal (Atatürk) henüz tanınmamakta ve “Anafartalar Kahramanı” olarak adı yeni yeni duyulmaktadır.
1917 ve 1918 yıllarında ise Mustafa Kemal’den hiç bahsedilmiyor.[4] Daha sonraki yıllarda adı sık sık Avusturya gazetelerinde “Mustafa Kemal” ve “Mustapha Kemal” olarak yer almaktadır. [5]
Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’a dönen mülga Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa hazretleri ile bir mülâkat yapan Avusturalyalı gazeteci E.R.Peacock Onu “Gelibolu’nun Türk Müdafii” olarak adlandırmakta ve anlatmaktadır: [6]
“Ekselansları General Mustafa Kemal Paşa, önce Arı Burnu’nda (Anzak Koyu) ve ardından yarımadanın Anafartalar bölgesinde faaliyet gösteren kuvvetlerin tümünün komutanı olarak savunmanın sorumluluğunu üstlenen General'dir. General bir Avustralyalının onunla görüşmek istediğini duyduğunda, çok istekli bir şekilde röportaj vermeyi kabul etti. Yarımada'daki harekâtla ilgili mülakatında nazik ve rahattı. Konuşma Fransızca olarak yapıldı.
İlk sözleri “Memnun ve mütehassıs oldum” oldu. “Türkler cesur adamları severler. Subaylarım çarpışmaları izlerken, çoğu zaman Avustralyalıların cesaretini ve yiğitliğini alkışladılar.”
-“Yarımadaya ve Çanakkale Boğazı'na yapılan saldırının tüm politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“İyi düşünülmüş bir fikirdi. Eğer deniz saldırısından önce olsaydı başarılabilirdi. Ama önce bir deniz saldırısı yapmak, sonra çekilmek, sonra da tekrar geri dönmek bir hataydı. Bizi daha temkinli yaptı ve savunmamızı güçlendirmek için zamanımız oldu. Donanma ve Ordu müşterek hareket etmeliydi. ”
-“Şimdi asıl saldırı ve karaya asker çıkarmayla ilgili olarak, bu konudaki yorumunuz nedir General?”
“İngilizlerin karaya kalıcı bir çıkarma yapmak istediğini hemen anladım ve karaya çıkışa engel olmak için savunmanın gücünü kullanarak elimden gelenin en iyisini yaptım, dolayısıyla karaya asker çıkarmanın gerçekleşmesinin mümkün olduğunu düşünmedim. Karaya çıkıldıktan sonra, Avustralyalılar, çıkardıkları asker sayısına oranla çok daha geniş bir alanı ele geçirmeye kalkmakla hata yaptılar. Bu kadar geniş bir alanı sadece zayıf bir kuvvetle tutabildiler. Bu durumu çabucak gördüm ve bu yüzden Avustralya’nın merkezini meşgul etmek için nispeten zayıf bir güç gönderdim. Bu arada kuzeyden Avustralyalıların kıyıya yakın yerlerdeki sol kanadına asıl saldırıyı yaptım. ”Burada General kalem ve kağıdı aldı ve taktiklerini göstermek için alanın bir krokisini çizdi.
“Sonuç olarak, saldıran kuvvet neredeyse yok edildi, kendi kayıplarımız da çok ağırdı ve saldırganları, kendi savaş gemilerinin atış menzili koruması altında bulunan kıyıdaki daha küçük bir alana geri götürmeyi başardım. Hata, geniş bir hatta çok az asker olmasıydı. Avustralyalılar için çok cüretkâr bir maceraydı ve sadece çok cesur birlikler böyle bir girişimde bulunabilirler” dedi.
Aynı gece General Mustafa Kemal hatları teftiş ederken iki esir Avusturalyalı subaya rastladı ve onlara cesaretleri konusunda ne düşündüğünü anlattı. -“Harekâtın başarıya ulaşabileceğini düşündünüz mü? İngilizler ne kadar ileriye gidebilirlerdi?”“Çıkarma gerçekleştikten sonra İngilizler en iyi mevkiiyi tuttular. Sonumuzun iyi olmadığını görüyordum. Bütün bölgenin kumandanlığı bana verildiğinde tüm savunmayı koordine ettim, kendime güvenim arttı ve çıkarmanın başarılı olmaması için gerekli önlemleri aldım. İkinci çıkarmadan sonra savunma durumumuz mükemmeldi ve güvenim daha da arttı. Arazinin doğası ve diğer koşulların savunmaya çok elverişli olması hiç şüphesiz büyük avantajlardı.”
Hastalık nedeniyle, General tahliyeden yaklaşık on gün önce komutayı bırakmak zorunda kaldı.
-“General, mühimmat sıkıntısı çektiğiniz ve tam tahliye sırasında emekli olmayı düşündüğünüz doğru mu?”
"Yok hayır. Dayanacak kadar güçlüydük. Her zaman mühimmat sıkıntısı çektik, ama her zaman devam etmek için yeterli mühimmatımız vardı; her zaman sıkıntı çektik kısa ama yılmadık.”
-“Çanakkale Boğazı etrafında bulunan kalelerdeki koşullar hakkında bir şey biliyor musunuz?”
“Hayır, bilmiyorum, onlar benim komuta saham içinde değillerdi.”
Gelibolu harekâtından sonra General Mustafa Kemal, Kafkaslardaki 2’nci Ordunun komutanı oldu ve sonrada Suriye'deki 7’nci Ordunun komutanı olarak, yine Avustralya birliklerine karşı çarpıştı.
“Avustralyalıların cesaretini her zaman çok takdir edeceğim. Savaş alanında doğup gelişen itibar ve saygı kalıcı olacaktır.”
Taarruz ve Savunma ama O savunandı.
General Mustafa Kemal, orta boylu, yaklaşık 45 yaşında, sağlam yapılı, samimi, açık sözlü, kendine has tavırları olan, son derece nazik ve çok Avrupalı görünümlü bir adam. Ordusunun gri general üniformasını giymiş, nişan ve madalyalarını boynundan itibaren asmıştı. Ayrılırken kendisine, eğer Avusturalya’yı ziyaret etme imkânı olursa, Yarımada’daki rakiplerinin kendisini orada ağırlamaktan mutluluk duyacağına dair güvence verdim.”
Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Paşa artık İtalyan kaynaklarından ulaşan haberlerle Avusturya gazetelerinde haber olmaktadır. [7]
“Türkiye’de Yeni bir Gelişme: 12 Ağustos 1919 tarihli Bern’den alınan bir habere göre İstanbul Hükümetine tamamen isyan eden Türk generali Mustafa Kemal Paşa bağımsızlığını[8] ilân ettikten sonra Türkiye’nin bütün dostlarını kendisine katılmaya çağırdı. Onun iki devrimci tümeni var.”
“Türk Topraklarını Korumak İçin Ayaklanma [9]
İtalyan Il Secolo Gazetesi Kostantiniye’deki Hükümete karşı Anadolu’da Türklerin başkaldırmaları hususunda aşağıdaki bilgilere ulaştı: 23 Temmuz 1919 günü Erzurum’da bir kongre tertipleyen Küçük Asya Türklerinin temsilcileri Anadolu’da büyük bir şöhrete sahip Mustafa Kemal Paşa’yı Başkan olarak seçtiler. Mustafa Kemal Paşa derhal Sultan’a telgraf çekerek bağlılığını ve hareketin hanedana karşı bir isyan eylemi olarak görülmemesini, bilakis vatanın ve özellikle İzmir’in maruz kaldığı tecavüzlere karşı meşru bir savunma eylemi olarak görülmesi gerektiğini bildirdi. Telgraf da ayrıca, Konstantinopolis'teki hükümetin zayıflığından dolayı işini yapmadığını da eklendi. Sadrazam mülkî ve askerî yetkililere Mustafa Kemal’in derhal tutuklanmasını ve her türlü birlik ve komite kurulmasının yasaklanmasını emretti. Ancak, hükümetin Anadolu’da hiçbir gücü olmadığından bu emir uygulanamadı.
Il Secolo Gazetesi muhabiri eski Harbiye Nazırı Mahmud Paşa[10] ile bir mülakat yaptı.
“Mustafa Kemal Paşa’nın hareketi Hanedana veya İtilaf'a karşı bir hareket değil, vazgeçilmez bir savunma kuralıdır. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini hiç beklemiyorduk. Ama gözümüzü açtı, aklımızı başımıza getirdi. Biz Wilson Prensiplerinin 14. Maddesinin bize de uygulanmasını istiyoruz. Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa ve Talat Bey tıkıldıkları hapisten kaçarak Erzurum’da Mustafa Kemal Paşa’ya katıldılar. “
“Türkiye’nin yeni iç durumu hakkında İtalyan raporlarına inanacak olursak, halen Türkiye’de Kafkaslardan Mezopotamya’ya (Irak) kadar uzanan bir ulusal hareket hüküm sürüyor. Bu hareket özellikle Kutsal Anadolu’yu her hal ve şartta yabancı boyunduruğundan kurtulmayı amaçlıyor. Hareket bütün gücü elinde toplayan Mustafa Kemal tarafından idare ediliyor. İstanbul Hükümeti’nin bu hareketi durduracak gücü yok. Son Hükümet krizine Mustafa Kemal’in “Ya Türkiye’yi tehdit eden işgalcilere karşı “elde bıçakla bile mücadele” edeceğiz ya da yok olacağız!”[11] Şeklindeki talepleri neden oldu.
İtalyan gazeteleri ayrıca Türkler ve Azerbaycan Cumhuriyeti arasında Hazar Denizi etrafında güçlü bir ordunun kurulması hususunda yapılan resmî bir anlaşmadan da bahsediyorlar. Gazeteler ayrıca Gürcülerin yaşadığı iki bölgeyi isteyen Gürcistan Cumhuriyeti ile de anlaşma yapıldığını bildiriyorlar.[12] Gürcistan Cumhuriyeti zayıf bir Ermenistan yerine güçlü bir Müslüman blokta bulunmakta fayda görüyor. Ulusal Türk hareketi Musul’a kadar yayıldı. Orada iki aşireti Kutsal savaş için silahlandırdı. İtalyan “Corriera della Sera” (Akşam Habercisi) Gazetesi muhabiri İstanbul’ işgal eden Avrupa Güçlerinin kıskançlıkları Türklerin ulusal hareketine neden olmuştur.
Fransa etkisini çok fazla kaybetti. İngiltere ise Mısır’daki sıkıntılar ve Mezopotamya’da (Irak) uyguladığı şiddet metotları nedeniyle zuhur eden huzursuzluklarla uğraşıyor. Amerika Birleşik devletleri İngiltere ile derin bir iktisadî üstünlük kavgası veriyordu. İstanbul’dan ulaşan raporlara göre: İstanbul hükümeti güçsüzdü. Sadrazam, müttefiklerin ona neredeyse hiç yüz vermediği talihsiz Paris gezisinden bu yana bütün otoritesini kayıp etmişti.
İttihat ve Terakki Partisi’nin artıkları Anadolu’da Müslümanların yardımı ile yeniden teşkilatlandılar. Mustafa Kemal’de hepsini Ankara’da kongreye davet etti.[13] Padişah tahttan indirilecek ve yerine veliaht tahta çıkarılacaktı. [14]
“Anadolu’da Ayaklanma. Asilerin Ultimatomu Kendisini Anadolu'nun Genel Valisi ilân eden Mustafa Kemal Paşa, toprakları üç askeri bölgeye ayırdı. Salun Bölgesi komutanlığını kendisi üstlenirken diğer bölgeleri Cemal Paşa ve Rauf (Orbay) Bey’e verdi. Asi komutanlığının açıklaması Türk Jandarma Genel Müfettişi’nin teftiş için Anadolu’ya yaptığı seyahat sırasında kaybolduğu şeklindedir. Söylentilere göre Rauf (Orbay) Bey’in eline esir düşmüş, rehin tutuluyormuş. Diğer taraftan İstanbul Hükümeti Müfettiş Paşa’nın devrimci harekete katıldığını iddia ediyor. Mustafa Kemal son olarak İstanbul Hükümetine bir ültimatom vererek ya ulusal hareketi kayıtsız şartsız katılmaları ya da çekilmelerini istedi. Mustafa Kemal Türkiye’nin tam bağımsızlığı için “elde bıçakla bile” mücadele edeceklerini açıkladı. İstanbul Hükümetinin Harbiye Nazırı Süleyman Şefik (Paşa) Anadolu’daki vatansever hareketi durdurmak için ufak bir umut olduğunu söyledi. İstanbul Hükümeti aslında sadece bir tabela hükümetidir. Batı Anadolu’da İngiliz General Halbury komutayı devraldı.” [15]
Mustafa Kemal adı artık duyulmaya başlanmıştır. Zafer kazanmış bir kahramandır. Bu nedenle Büyük Harb esnasında Zeynep Kamil Hastanesi’nde yaralı askerlerimizin tedavisinde büyük bir dikkat ve ihtimam ile görev yapmasından ötürü Tunç Hilal-i Ahmer Madalyası ile ödüllendirilen [16] Alman gazeteci ve yazar Therese (Thea) Alexandrine Johanna von Puttkamer’de (Pinnow, 28.9.1882- Spandau, 4.3. 1952) gerek İstanbul’daki gerek Filistin Cephesinde savaş muhabiri olarak görev yapmasından ötürü “Mustafa Kemal ile Buluşmalar” başlıklı kurgusal bir yazı yazmak lüzumunu hissetmiştir.[17]
“Her ne kadar bir Cassandra yâni kötü olayları önceden haber veren kimse veya kâhin olmasam da bir keresinde bir adamla ilk karşılaştığımda, onun etrafını etkileyen çok güçlü bir kişilik olduğunu hemen fark ettim. Aslında sadece resmini görmüştüm. 1915 yılı Sonbaharında o zamanlar İstanbul’da yaşayan bütün tanınmış şahsiyetleri resmeden çizimler arasında pek göze çarpmayan ve Albay Mustafa Kemal’i tasvir eden bir portre çizimi gördüm.[18] O zamana kadar onun 1915 yılı Ağustos ayında İngilizlerin saldırdığı Anafartalar’da ki kahramanlığını hiç duymamıştım. Sahra yeşili üniforması içinde şahin veya kartal bakışlı olmayan amma, uzaklara bakan bu solgun ve zayıf yüzlü Portreyi görünce dilim tutuldu. Kendi kendime “ işte” dedim “irade ve hırs. Belki gem vurulamaz ve bencil, belki çok yetenekli, belki de yüksek sosyetenin mutluluğuna hizmete hazır” Bu ve buna benzer hisler Çanakkale Cephesinde çarpışmış Almanlar tarafından daha sonra dile getirilmiştir. Alman askerler silah arkadaşlarını övmekte pek cömert olmamışlardır. Ne var ki bu Türk hakkında çok övgüler yağdırmışlardır. O, yeteneksiz komutanı (Liman Paşa) tarafından Türkler aleyhine yaratılan kötü duruma bizzat el koyarak vaziyeti kurtarmayı başarmıştır. Resmin arka planında resmedilmemiş şöyle bir fon var: Gelibolu Yarımadasının doğu yamaçları belli belirsiz görülüyor. Liman Paşa’nın ordusunun arkasında doğru Anzaclar ve Kanadalılar tepelere tırmanıyorlar. Türk ileri postaları gelenler üzerine üşüşüyorlar. Takviye için gönderilen bir jandarma taburu tamamen yok ediliyor. Genel karargâhın emrini dinlemeyen tabur komutanı “Allah’ın dediği olur” diyerek ölüme gidiyor. O sırada ihtiyatta bulunan bir binbaşı (kaymakam olacak) Anadolu tarafından alelacele yarımadaya getirilen birlikleri kendi insiyatifi ile ileri sürüyor, düşmana ateş açtırıyor, dayanıyor ve sonuçta hücum ediyor. Bir kurşun ona isabet ediyor. Cep saatini parçalıyor. Kısmet. Anadolu askeri böyle büyük ve kendisine yakın, kahraman Türk subayına itaat ederler. Mustafa Kemal’in Anafartalar Grubu Komutanlığından yükselerek paşa olduktan sonra 1.Sınıf Alman Demir Haç Madalyasını taşıtıp taşımadığını veya Müşir Liman von Sanders Paşa’nın ona verdiği altın saati takıp takmadığını bilmiyoruz. Ancak politik düşünceleri değişse bile Türklerin hocalarına karşı olan saygılı tutumlarının değişmediğini biliyoruz. İki yıl sonra bile İzzet ve Vehip Paşalar tarafından yönetilen Kafkas Orduları bünyesinde bir Ordu komutanı olan Mustafa Kemal Paşa hâlâ az tanınıyordu. Garip ama bir gün bana İstanbul sosyetesinden bir Ermeni Hanım Mustafa Kemal Paşa’nın Pera (Beyoğlu) Türk Binicilik Kulübüne hediye ettiği iki güzel Arap atından bahsetti. Başkası olsa idi bu güzel ata biner ve Peralıların şaşkın bakışları arasında [İstiklâl] Caddesinde fiyaka atardı. O ise Kafkas Dağlarında sarsılmaz hırsının atını koşturdu. Tâ ki Yıldırım Ordularının yeni komutanı General Falkenhayn ile münakaşa edinceye kadar hırsına hep gem vurdu. 7. Ordu komutanlığından istifa edip Cospoli’ye (İstanbul) döndü. Hemen dedikodular, fısıltılar başladı. Kim bu kültür şehrinde dedikodu yapmıyor ki? Dedikoduya göre Mustafa Kemal Sofya Büyükelçisi Fethi (Başvekillerden Okyar) Bey ile birlikte Enver Paşa’yı iktidardan düşürecekti. Bu ortaya atılan en ağır dedikodu idi. Buna karşılık Mustafa Kemal Paşa İstanbul’a gelişini sıhhi nedenlere bağladı, sağlığını düşünmek zorunda olduğunu söyledi. Eski Türk hayatına aşina olanlar şu deyimi gayet iyi bilirler: “Taşrada meşhur olan Vali Paşa’nın İstanbul’a gelip de siyasete pek fazla karışmasından hoşlanmazlar” “1917-18 kışını halktan biri olarak kaygısız bir şekilde geçirdi. Banliyo’da bir yerde ikamet eder ve devamlı sivil gezerdi. Pera Palas ve Tokatlıyan Otellerinde rakısını içti. Kâğıt ve diğer oyunları oynamayı küçümsemedi. O günlerde benim için Paşa ile birkaç görüşme imkânım oldu. İlk görüşmemiz romantizmden hayli yoksundu. Bir gün bir toplantıda Halepli Hıristiyan Arap kadınların etrafını çevirdiği sap sarı saçlı, orta boylu, genç görünümlü bir Türk subayı gördüm. Bana “ Ekselansları Mustafa Kemal Paşa” diye tanıttılar. Bu adam portesini gördüğüm Gelibolu’daki yanakları çökmüş, zayıf, yorgun adam mıydı? Gözlerime inanamadım. Yüzü tombullaşmıştı. Avusturyalı ressamın saptayarak portresinde çizdiği yüzündeki fanatik ifade ve erk hırsı akıllı bir şekilde gizlenmişti. Bu maskeyi Asyalılar Avrupalılara göre bin bir defa iyi kullanıyorlar. Zaman zaman erkekçe gülümseyerek kadınlarla akıcı Fransızca konuştu. Saflığımdan mı yoksa aptallığımdan mı neden bilmem o zaman onunla nedense konuşmaya çalışmadım. Daha sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını devir aldıktan sonra onunla konuşabilme imkânını buldum. Kemal Paşa sıcak bir ses tonu ile bu atamadan ve Liman von Sanders Paşa’nın Filistin’deki başarılarından bahsetti ve ekledi “ Vous verrez (Göreceksiniz) Vaziyet değişecek” Söylemek boşuna ama keşke Mustafa Kemal daha önce Filistin Ordusunun başına geçse idi. Liman Paşa onu 18 Temmuz 1918 de Nablus’a yanına aldı. Débacle (bozgun) önlenebilirdi. Geri çekilişin o acı anlarında Kemal’in bütün Türk subayları arasında bir asker ve stratejist olarak temayüz ettirdiği konusunda hep güvenilir haberler duydum. Kutsal Topraklarda geçirdiğim 3 ay boyunca Doğu Ürdün’de bulunduğum 4. Ordu Karargâhından ona mektup yazdım. Şık bir mektup zarfı içinde kendi el yazısı ile Fransızca yazdığı cevabı aldım. Zarfın içinde Nablus’a davetli olarak gelebilmem için bir izin belgesi de vardı. Ne yazık ki çok geç! İngilizlerin açmış olduğu müthiş baraj ateşi karşısında dayanamayan sahile doğru yayılmış yan komşusu Ordu 19 Eylül 1918 gecesi bozuldu. Böylelikle Kemal’in sağlam olan cephesi de çekilmek zorunda kaldı. Çetin Ürdün Vadisi geçitlerini aşan Mustafa Kemal ve karargâhı tren yollarının bir kavşak yeri olan Deraa’da 4. Ordu Komutanı “Küçük” Cemal Paşa ile buluştu. Unutulmayacak bir gece oldu. Karargâh binasında ve hastane koridorlarında insanlardan, hayvanlardan ve malzemeden oluşan anlatılamayacak derecede büyük bir kargaşa vardı. Develer, atlar, top arabaları arasında yorgunluktan sızmış insan kümelerine çarpıp düşe kalka ilerleyerek karargâh binasının loş yönetim odasına girdim. Nöbetçiye beni Mustafa Kemal Paşa’ya götürmesini söyledim. Bu gün bile hâlâ onun mükemmel centilmence davranışına şükran duyuyorum. Beni bu korkunç sinir bozucu anda bir generalle tartışırken bile saygı ile selamladı. Kurmay başkanı harita üzerinde durumu bana anlattı. Sonra bana bir yatacak bir kanepe ve aman Tanrım bir fincan kahve verdiler. Mustafa Kemal’in aklından çok şeyler geçiyordu. Onun “Allah ne isterse olur” kaderci düşüncede olmadığını, bilakis buradan nasıl kurtuluruz diye düşündüğünü hissediyordum. Paşa’yı son olarak İstanbul’da Pera Palas Otelinde gördüm. 1919 yılı Ocak ayındaki bu karşılaşmamız Deraa’daki bozgunun yarattığı asap bozucu duruma nazaran daha heyecan verici oldu. İngiliz baskısı altındaki başşehirden nasıl ayrıldığı, nasıl hâlâ damarlarında güç kalmış unsurları Ankara’da etrafında toplamayı başardığı gayet iyi bilinmektedir. Kahramanlık duygularının hâlâ mevcut olduğu Almanya’da bu adamın iradesi gayet iyi dikkate alınmalıdır. O dikkatli bir ılımlılıkla çok tartışılan boğazlara yeniden sahip mi olacak? Yoksa her şeyi göze alıp Fransız mayınını İngiliz sularına mı bırakacak?”
Neuen Wiener Journals gazetesi redaktörü, yazar Viyanalı Dr. Desiderius Papp ona ilk defa “Türk Napolyonu” diyor. Aynı makale (Linzer) Tages-Post 26.10.1922, s.3,4 “Mustafa Kemal Pascha. Der Löwe von Angora” başlığı altında imzasız olarak yayınlanıyor.[19]
Bu vesile ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ve rahmetle anıyorum.
[1]1915 yılı Avusturya gazetelerinde Arı Burnu sözcüğü 2308 defa, Anafarta ise 123 defa geçmesine rağmen ve hiçbir haberde Mustafa Kemal adına rastlanmıyor.
[2]Neue Freie Presse, 14.8.1916, s.6, Mustafa Kemal Pascha Kommandant der Kaukasusarmee
[3] Neue Freie Presse 9.9.1916,s.2, Die Befreiung der Dobrudscha durch den Sieg bei Tutrakan
[4] Atatürk’le ilgili dış basındaki ilk haber 1912 de Trablusgarb savaşı sırasında, Fransız haftalık L'Illustration dergisinde yer aldı. Serkan Ocak, Hürriyet Gazetesi Cumartesi Eki, 19.10.2019
[5] Mustafa Kemal olarak: 1919-24 yılları arasında 599 defa, 1925-30 arası 303 defa, 1931-36 arası 121 defa, 1937-43 arası 44 defa, Mustapha Kemal olarak: 1915,1916, 1917, 1918 de de hiç geçmiyor. 1919’da 15 defa,1920’de 102 defa, 1921’de 83 defa, 1922’de 93 defa, 1923’de 71 defa, 1924’de 67 defa, 1925’de 69 defa, 1926’da 51 defa, 1927-1932 arasında 135 defa, 1933-1937 arasında 17 defa 1938-1944 arasında 13 defa [6] 'The Riverine Herald' (Echuca, Victoria), 10th March 1919. A post-war interview with Mustafa Kemal by an Australian journalist. “The Turkish Defender of Gallipoli,” by E.R. Peacock,
[7]Bregenzer/Vorarlberger Tagblatt,13.8.1919, s.4 ” Ein neuen Umschwung in die Türkei.”
[8] Ordudan istifası bağımsızlık olarak anlaşılmış. Die türkische General Mustapha Kemal Pascha hat sich unabhängig erklärt
[9] Wiener Morgenzeitung, 20.8.1919, s, 4, Ein Aufstand zum Schutze des turkischen Territoriums.
[10] Çürüksulu Mahmut Paşa (Kobuleti, 1865- İstanbul, 31.7.1931) Türkçe adı Çürüksu olan Kobuleti Kafkasya’da Acara bölgesinde bir şehirdir. 1909 yılından sonra Osmanlı Ordusu'nun Alman Genelkurmayı nezaretindeki modernizasyonunda görev aldı. Balkan Savaşı'na Ferik rütbesiyle katıldı. 1913 yılında kurulan, Sait Halim Paşa liderliğindeki İttihat ve Terakki hükümetinde Harbiye Nazırı vekili ve Nafia Nazırı olarak görev aldı. 1914 yılında Osmanlı Devleti'nin hazırlıksız olarak I. Dünya Savaşı'na katılmasına karşı çıktı. İttihat ve Terakki merkez komitesinden bağımsız, sözü dinlenen bir devlet adamı olarak tanındı. Talat Paşa kabinesinde Bahriye Nazırı oldu.
[11] “Ya İstiklâl Ya ölüm!” demek istiyor.
[12] Gümrü Antlaşması
[13] Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni topladı.
[14] Vorarlberger Landes-Zeitung,12.9.1919, 1, Neue innere Lage in der Türkei
[15] Neues Wiener Journal, 19.9.1919, s. 14, Mittagblatt, des Neuen Wiener Journals “Der Aufstand in Kleinasien”” Ein Ultimatum der Rebellen”
[16] BOA.İ..DUİT.dosya:73 gömlek:69 - 10 Ağustos 1332
[17] Deutsche Allgemeine Zeitung, Sept. 27, 1922, "Begegnungen mit Mustafa Kemal
[18] Bu konu ile ilgili olarak bakınız: Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi, Kasım 2019, sayı: 62,s.4-11 Mustafa Kemal’in Yapılan İlk Portresi
[19] Bakınız; Napolyon mu? Diktatör mü? Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi, sayı: 64, Ocak 2020, s.37









