top of page

KUMSALDA YANAN MEŞÂLE

Çocuk 1951 güzünde başladığı Bolaman İlkokulu’nda birinci sınıfa sadece bir gün gitmişti. Evde okuma yazma öğrendiği ve 4 işlem aritmetik bildiği için öğretmenler doğrudan ikinci sınıfa aldılar. İki ve üç aynı dershaneyi paylaşıyor bir sınıf öğretmenle sesli ders yaparken diğer sınıf öğretmensiz sessiz ders yapıyordu. İkinci sınıf öğrencileri sessiz derste elişi kâğıtlarını keserek biçerek karton üzerine resimler ve yazılar yapıştırarak mevsim şeridi yaptılar. Mevsim şeridi çok güzel olmuştu. İsmail öğretmen “Çocuklar mevsim şeridini başardınız. Şimdi yeni ödeviniz Bolaman İlkokulunu 29 Ekim Cumhuriyet bayramı için süslemek donatmak olacak” dedi.

Ertesi sabah okula gittiğimizde bir sürprizle karşılaştık ilkokulun hizmetlisi Faik onbaşı (Faik Coşkun) bir yığın bol yapraklı defne dallarını sırtlayıp getirmiş yağmurlu havalarda teneffüshane olarak kullanılan büyük sofanın bir köşesine yığmıştı. Sanki bahar gelmiş okul yeşermişti içersi mis gibi defne kokuyordu. Ayrıca öğretmenler odasında bayram dekorunda kullanılacak Atatürk resimli kâğıt bayraklar, kırmızı ve beyaz krapon kâğıtları, sarı yeşil mavi renkli süs fenerleri ve çiçekler vardı. Tüm öğrenciler öğretmenlerle birlikte işe koyulduk her sınıf kendi dershanesini süsleyecekti.  Önce Atatürk resmi sonra kürsü dediğimiz öğretmen masası, karatahta, pencereler defneyapraklarıyla çevrelendi, dershane tavana yakın yükseklikte köşeden köşeye diyagonal uzanan krapon kâğıdından kırmızı beyaz çapraz örgülerle donatıldı, camlara kâğıt bayraklar iliştirildi, karatahtaya renkli tebeşirle Yaşasın Cumhuriyet, Bayramınız kutlu olsun yazıldı, Ata’nın göğsü istiklâl madalyalı resmi defne dalları ve kırmızılı beyazlı örgülerin ortasında çok güzel duruyordu.

Okulu süslediğimiz gün Kale çarşısında da hazırlık yapılmış sokaklar süprülmüş dükkânlara bayrak asılmıştı. Garipöldüren çeşmesinden az ilerde Odayanı’nın başladığı yerde camiyle Hami (Hazinedar) beyin mağazasının arasına orta yere defne dallarıyla örgülü bir küçük tak kurulmuş en yüksek yerine iki bayrakla bir Atatürk resmi konmuştu. Konağın önündeki küçük meydan tören alanı olacaktı. O gece okul önlüklerimiz ütülendi, beyaz yakalıklar kolalandı, ayakkabılar parlatıldı. Bayram sabahı annem Şerefnur Hanım kardeşim Mahmud’un ve benim saçlarımızı taradı.

Bayram hazırlıkları korucu Goraz Abdullah’ın gözetiminde Bolamanlı gençlerin yardımıyla yapılıyordu. Bayram günü sırayla: Tören alanında toplanma, istiklâl marşı, nahiye müdürünün açış konuşması, bayrak ve flama taşıyan kortejin geçit resmi, öğrencilerin şiirli şarkılı marşlı sunumları, tören alanından ayrılış. Öğleden sonra güreş müsabakaları, at yarışı yapılacak, davul zurna eşliğinde yöre halk oyunları oynanacak ve gece fener alayı ile kutlamalar sona erecekti.

Bayram sabahı yarış atları birer birer Kale’ye geldiler. Kimi sahtiyan, kimi parlak siyah rugan, kimi dört kaşlı çerkez eğerli, gümüş kantarmalı demir özengili, kiminin dizgini burma kendir ipinden, sırtında sadece bir keçe bellemeyle özengisiz binekler. Olduğu yerde rahat duramayan, taş avuçlayan boyun silken, yele serpen, kuyruk kabartan alnı perçemli, akıtmalı asabî yarış atları, eli kamçılı delifişek genç biniciler, kır saçlı orta yaşlı olgun sipahiler sabah erkenden Kale’ye geldiler.

Atlar; konağın altında arka duvarı kayalığa dayalı, tahta kepenkli, kapısı yağyakacak kumsalına bakan nalbant dükkânının yanında sıralı çatma kütüklere bağlandı, başlarına kıl dokuma yem torbaları geçirildi. Güreşçiler herbiri sırım gibi, tosun gibi ama hepsinin ensesi enli pazuları adeleli babayiğit pehlivanlar Kale halkının meraklı bakışları altında çarşıda geziniyorlardı.

Nihayet sabahtan beri yolu gözlenen davulcu Tava ve zurnacı Şerif emmi geldiler elbet Kambersiz düğün olmazdı. Davulcu Tava’nın asıl adı neydi, kendisine niçin Tava deniyordu bilmiyorum. Zurnacı Şerif Şen (Mehmet Şen öğretmenin babası) pamuk gibi beyaz saçlı ortadan az kısa boyluydu, zurna çalarken şişirdiği yanakları pembeleşir kızarırdı. Sanatkârları istiklâl savaşı askeri muhtar Tonuç Mustafa karşıladı Kale meydanında kahvehane önünde çardak altına buyur etti. Birer sıcak çay içtikden sonra müzisyenler ilk peşrevi (açış müziği-uvertür) çardak altında çaldılar. Zurnacı Şerif emmi öyle hamâsî öyle kahramânî bir nağme üfledi ki sanki koca mehterân kalkmış Kale’ye gelmişti. Bu hava tüm canlara dokunan müzikli bir çağrı bir davetti. Çardak altından çağlayan zurna sesi Kale çarşısında bayram havası estirdi. Davulu zurnayı duyan işiten Bolamanlılar bal toplamaya uçuşan arılar gibi tören alanına koştular.

Biz çocuklar cumhuriyetin 28. yıldönümünü kutlayacağımızı biliyor ve bayramı iple çekiyorduk ama cumhuriyetin ne olduğunu tam anlamış değildik.  Çocuk bayramın önemini büyüklerin konuşmalarından, seçkin ince tavırlarından, özenli giyimlerinden sezinliyor içinden büyükleri örnek almak, onlar gibi olmak geçiyordu ama bilmediği, çok merak ettiği birşey vardı; bu bayram niçin bu kadar önemseniyor bu kadar büyük kutlanıyordu?

Bu sorunun yanıtını başöğretmen Osman Şerefoğlu bayram sabahı okulda çocuklara anlattı. Osman hoca İstiklâl marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale şehitleri dizesinde: Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek  İşte çiğnetmedi nâmûsunu çiğnetmeyecek” dediği Asım’ın neslini yakından tanımış onlarla yoldaş olmuştu. Kanı, ateşi, işgali gören, yaşarken cehenneme giren bu neslin indinde gözünde gönlünde Cumhuriyet: Sömürgen vahşi saldırgan kanlı düşmanların kovuluşu, vatanın işgalden kurtuluşu, yakılan ülkenin küllerinden yeniden doğuşu, aydınlanma ve çağdaşlaşma demekti. Asırlardır beklenen büyük uyanıştı, Türklerin rönesansıydı. Başöğretmen Şerefoğlu:

“Öğrenciler! Cumhuriyet halkın kendi kendini yönetmesidir. Çok kadim bir düşüncedir. Dünyada bizden önce kurulmuş cumhuriyetler elbet vardır. Milletler Cumhuriyet rejimine kavuşmak için kanlı bedeller ödediler. Bizim cumhuriyetimiz ise Gazi Mustafa Kemal paşanın Türk milletine hediyesi ve en büyük eseridir.” dedi.

Yeni kuşakların cumhuriyete nasıl gelindiğini, cumhuriyetin erdemlerini kazanımlarını yeni devletin yeni kurumlarını öğrenmesi için milli bayramlarda büyük kutlamalar yapılmalıydı. Milli bayramlar milli başarılara ve askeri zaferlere vurgu yapan, ebediyete akan zamanı mühürleyen birer kutlu damgaydı. Büyük günleri hatırlatacak, yaşanmış gerçek tarih geleceğe ışık tutacaktı. Yoksa yıllar rüzgâr gibi geçer, yaşananlar gerçekten olmuş mu olmamış mı diye sorgulanırdı. Başöğretmen Osman hocayı can kulağıyla dinleyen çocuklar artık bayramın ne olduğunu biliyor bayram sevincini duyuyordu. Okulda bilgilenen çocuklar bu heyecanla sıraya girdiler okulun bahçesinden yola çıkarak Odayanı’na tören yerine doğru yürüdüler.

Nahiye nüdürü, karakol kumandanı, öğretmenler, muhtar, imam ve müezzin, tarım kredi kooperatif müdürü, sıhhiye memuru, karayolları şantiye mühendisleri, Kale esnafı, balıkçılar, kayıkçılar, Bolaman’ın ileri gelenleri hanımlar, beyler, yakın mahallelerden civar köylerden gelen köylüler herkes tören alanındaydı. İlkokul öğrencileri alana sıralı ve uygun adım yürüyüşle geldiler. Kız öğrencilerin saçları düz taralı, kimi örgülü ama tümü kırmızı ve beyaz fiyonklarla süslüydü. Erkek öğrencilerin saçları kısa ve taralıydı. İlkokul kortejinin başında bayrak taşıyan uzun boylu bir çocuk ve öğrenci kolunun yanı sıra yürüyen öğretmenler vardı. Tören alanında herkes yerini aldıktan sonra İstiklâl marşı okundu, nahiye müdürü cumhuriyeti anlatan bir konuşma yaptı, çocuklar şiirler okudular, meydanda halka olup dönerek, durup zıplayıp el çırparak, elini beline koyarak, kollarını açıp elini alnına götürüp selam vererek, kalabalığa el sallayarak neşeli sevinçli çocuk şarkıları söylediler.

Martılar uçuyor mavi sularda, 

Gemimiz geliyor çekilin varda                         

Biz şen gemicileriz denizleri bekleriz                    

Yaşasın gemiler yaşasın deniz!

Bu o gün söylenen hatırımda kalan çocuk şarkılarından biriydi. Gülşen öğretmenin hazırlayıp yönettiği gösteri bir tür müsamereydi. En son okunan alay marşı - Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı ve İzmir marşı  - İzmir’in dağlarında çiçekler açar halkı çok duygulandırdı. Çocuklar gösteriye çok iyi hazırlanmıştı tören alkışlarla sona erdiği zaman savaş ve istiklâl günlerini yaşamış olan yaşlı Bolamanlılar arasında gözleri dolanlar, duygulanıp ağlayanlar vardı..

Öğleden sonra diğer şenlikler kutlamalar başladı Karşıbahçe’de güreşler tutuldu,  Kale Yenipazar arasında deniz kenarında gidiş geliş 7 kilometre kumsalda at yarışı yapıldı kazananlara ödüller verildi.

O yıllarda Kale’de gece yatsıdan sonra el ayak çekilr gece sessiz ve karanlık olurdu sokak lâmbaları bile yoktu. Cumhuriyet bayramı kutlamaları gece fener alayıyla sürecekti. Namazdan sonra hava iyice kararmışken Kaleli balıkçılardan emanet alınan fanyalar (meşaleler) yakıldı.

Meşâleler kurtuluş savaşında Anadolu’da yakılan çoban ateşlerini temsil ediyordu. Mustafa Kemal paşa çoban ateşlerinin başında millete verdiği sözü tutmuş, olmaz olamaz bir boş hayal ya da rüya sanılan kurtuluş hakikat olmuştu.

Fanyaların yanmasıyla davul zurna yeniden çalmaya başladı müzik fener alayını takip ediyor toplanan kalabalık alayla birlikte yürüyordu. Aradabir alayın durduğu yerde horoncular halaycılar oyuna giriyordu aynı müzikle kimi horon tepiyor kimi halay çekiyordu. Çocuk o güne kadar hiç böyle bir şenlik görmemişti. Horoncuların başını Mustafa Yeşiltaş, halaycıların başını korucu Goraz Abdullah çekiyordu. Goraz emmi yemeni boyu büyük beyaz mendilini havada çevirdi sonra katlayp üçgen yaparak boynuna bağladı. Goraz Abdullah o akşam cumhuriyetin şerefine içmişti çakır keyifti. Hazırlanmasına çok emek verdiği çok yorulduğu bayramdan eğlenme hakkını söke söke alıyordu. Bayram gecesinin bence en neşeli adamı korucu Goraz emmiydi. Arada bir havaya ateş ediyor mermi yakıyordu. 

O yıl Kale’de Cumhuriyet Bayramı çok şen kutlandı. Ellerinde kızıl alevli fanyalarla çocuk, genç, kimi kır saçlı kimi orta yaşlı ama gönlü delikanlı Bolamanlılar fener alayına katıldılar. Neşeli seslerle çağrışarak söyleşerek ellerindeki alevli ışıkları havada çevirerek, davulun ritmine uygun tempolu çabuk çabuk yürüyorlardı. Odayanı’dan başlayarak Kale çarşısını, sokakları bir bir dolaştılar, yüreklerindeki heyecanı ışık olarak havaya saçtılar. Onlar yıldızsız gecenin yıldızlarıydı. Fener alayı caminin yanından Aşağıkahve’nin önünden deniz kenarına indi, konağın arkasına dönen kilise boğazına ve konağın kapısına kadar geldi, alevlerin şavkı Galezyanı sularında yankılandı, Alay Garipöldüren çeşmesini iki kere döndü dolandı, Adem beyin evinin önünden ana yola çıktı, ilkokulun ve karakolun önünden geçti Devrent yanına vardı. Fener alayını konağın penceresinden seyreden çocuk fanyalar sönmesin fener alayı sabaha kadar sürsün istiyordu.

Fener alayı Devrent yanından deniz kenarına indi belli ki alay sona eriyordu, fanyalar sönecek Kale eski alışılmış ışıksız karanlığa dönecekti, oysa fener alaycılar herkesi şaşırtan beklenmedik bir şey yaptılar. Devrent yanından konağın önündeki kayalığa kadar kumsala onar adım arayla meşaleleri diktiler. O gece Kale kumsalda yanan meşâlelerin kızıl ışığıyla efsunlandı nurlandı görülmemiş bir temâşâ yaşandı Çocukları o gece uyku tutmadı akılları hep kızıl ışıklı mavi gecede kaldı…

Fanyalar gün ağarana kadar ışık saçmaya, alevlerin şavkı denizde oynaşmaya devam ettiler. O gece Kumsalda yanan meşâleler Bolamanlı çocukların aklına Cumhuriyeti nakş ettiler.                                                                                                 

SON                               

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page