Kibir, Cehalet Ve Allah’ın Öküzü!

“Herkes sustuğu kadar bilir, bildiği kadar susar” der Yunus Emre…
O ki Yunus, derviş dediğinin yoksulluğuyla, sefaletiyle övünmesine yaşayarak inanmış; takvayla saltanat kurulmayacağına ve Allah’tan korkmak yerine Allah’ı sevmeye, aşkla bağlanmaya ömrünü vermiştir.
“Sordum sarı çiçeğe” ilahisi Yunus Emre’nin sanılır, imi timi anılmaz Aşık Yunus’un… Oysa Yunus Emre başka, Aşık Yunus başka başka başka…
Ya da “gel, gel ne olursan ol yine gel…” diye çağır çağır çağır çağıranın Mevlana değil de Ebu Said-i Ebu'l-Hayr olduğu… Oysa Mevlana başka Ebu Said başka başka başka…
Yani erenler, bir “olan” bir de “sanılan” vardır. Olduğunu sandığın şey değilsindir oysa ve kibirin, cehaletine karışmıştır, artık başkaları utanır senin yerine, zavallı bile değilsindir. Cehalet, şeytanın yuvasıdır. O ki “kötülük” en büyük cehalettir.
Yunus, şeyhini, eşini, dergahda aynı kazandan çorba içtiği dervişleri Moğol istilasıyla kaybetmiş ve kötülüğün her hâlini özünden özünden yana yana yana bir o yana bir bu yana yana yana yana…
Kötülük, amacına ulaşmadan suçüstü yapılamayan en tehlikeli çetedir. Kötülük, amacına ulaştığında aşikârdır ve artık heyhat heyhat heyhat…
Dua etmiş Yunus, yatsı vaktinden sabaha, sabahtan yatsıya, tüm kötülükleri yadsıya yadsıya. Belki de kimseler bilmedi, sezmedi Yunus’un niyazını. Tüm zalimler dize gelip de kötüler bir anda iyi olsun değildir Yunus’un niyazı. O ki Yunus “olmayacak duaya amin denilmeyeceğini” dergahında terennüm etmiştir, çilehanelerde visal orucu tutarken. Yunus’un niyazı, zalime, kötüye benzememek içindir.
Bu kadar çirkinliğin, pisliğin, kötülüğün içinde oklava gibi dümdüz, budaksız, pürüzsüz, pirüpak pirüpak pirüpak…
O ki Yunus, yaratılanı yaratandan ötürü sevip, yaratılanın yaratan gibi sevilmesinin şirk olduğunu diye diye diye bıkmadan usanmadan diye diye diye Turan Dursun’a kadar duyura duyura duyura…
Oysa Şems-i Tebriz “Allah sevgisi aylaklara verilmez” diye diye diye işaret ediyordu belki de zamane, Allah’la korkutup korkutup da ürküterek aldatmayı diye diye diye çağlar öncesinden nefes, Yaşar Nuri Öztürk’e.
Mevzu Tasavvufsa, zamanedeki hâli Murat Menteş mi acaba, en en en ironiğinden. Ona geçmeden araya bir İhsani alalım. Öyle ya “öküze öküz” diyerek “kötüye kötü” diyerek başlamalı ya da bitirmeli diye diye diye…
Aşık İhsani’nin bir ayağı sahnede, bir ayağı mahkemede, duruşma salonlarındadır; türkü söylediği için. Keza bunlar, sözleri ağır, itin önüne atsan kudurtur türden türkülerdir.
Ho Allah'ın öküzü!
Bizim öküz adam olmuş
hoo hoo ho Allah'ın öküzü
karnı haram ile dolmuş
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
Utanmak bilmez yüzü
tutmaz verdiği sözü
halkın cebinde gözü
hoo hoo ho Allah'ın öküzü
Aday olur, nutuk atar
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
seçilse, vatanı satar
hoo hoo ho Allah'ın öküzü
Bazen ağa, bazen paşa
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
bazen bir gammazcı maşa
hoo ho Allah’ın öküzü
Utanmak bilmez yüzü
tutmaz verdiği sözü
halkın cebinde gözü
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
Bazen devrimci görünür
oha oha ho Allah’ın öküzü
Bazen faşizme bürünür
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
Utanmak bilmez yüzü
tutmaz verdiği sözü
halkın cebinde gözü
hoo hoo ho Allah’ın öküzü
İhsani çıkmış hâkim karşısına… Bu defa bir de 12 Eylül Askeri Darbesi olmuş ki, memlekette yine “at izi it izine karışmış” enikonu.
“Yine ne yaptın İhsani?” diye sormuş hâkim, aşina ve de aşikar.
“Türkü çağırdım” demiş, koç bıyıklı İhsani.
“Oğlum, niye türkü çağırıyorsun?” demiş hâkim “iyi hâl indirimi” arayan bir tonda.
“Gâvuru mı çağırsaydım” demiş İhsani, epeyce ironik.
Diyor ki Murat Menteş ve de notaya dökerek nameli ezgili, buğulu sesiyle Kaan Boşnak…
Şeyhim beni yetmişlere ışınla
üç milyar saniyem bitmeden önce
sonsuzluğu bükeyim
kalan ömrümce
tasavvuf strese iyi geliyor bence
Bir fırt ab-ı hayat versene Şeyhim
dindirsin faniliğin hararetini
bitsin mutat prova
deney
tatbikat
ecel formalitesi
azap rutini
Şeyhim nedir bütün bu illüzyonlar
seraplar
aşk üçgeni
meşk dairesi
kudret karesi
zeval kulvarındaki zırhlı araçlar
Şimdi yani tam şu an, kaderde ne var
Şeyhin adım kara listede, aha
görünmüyor hicret rotasındaki vaha
açamam
açamazsın
açılmaz Şeyhim
sıfırın ortasına bir delik daha
Şeyhim on dört milyar yıl ne çabuk geçti
yaş kırk oldu, kırklara karışamadım
ben, defterden sildim ölümsüzlüğü
Şeyhim kainata alışamadım
Eeeeeh! Geldik sona…
Hâlâ, her şeye rağmen, bunca şeye rağmen hayattaysak, becerebiliyorsak yaşamayı ve kazanabiliyorsak ekmek parasını, verilmiş sadakamız varmış demek ki…
.











