İKİ PEHLİVAN
- Osman Kademoğlu

- 4 gün önce
- 5 dakikada okunur
Anlatacağım öykü yokluk yıllarda yaşanmış bir olaydır. Rahmetli Vahittin İkiz dayıdan dinlediğimden hatırda kalanı öyküleştirerek yazdım. Bu eylenceli olayın iki kahramanı (Bolamalı) Vahittin İkiz’e ve Şevki Topçu’ya gani rahmet dilerim…

TOKLUYU SEN AL GAZYAĞINI BEN
Türkiye 2. Dünya Savaşına girmemiş dünyayı yakan ateşin dışında kalmıştı ama savaşın yarattığı ekonomik sıkıntılar mal yokluğu yiyecek yakacak darlığı congolos gibi halkın sırtına binmiş oturmuştu. Halkın çoğunun parası olmadığı gibi parası olana da satın alacak mal yoktu. Avrupa'ya fındık satılamadığı için Ordu yöresinin en büyük başlıca gelir kaynağı kesilmişti. Bolamanlı gençler bahça çapalamaktan mal gütmekten balık tutmaktan başka yapacak iş olmadığından kahvede, çardak altında olmazsa cami duvarının gölgesine çökerek elinde çomakla oyalanıyor, Devrent yanına Çalış ırmağına kadar gidip geliyor, kahvede maça kızı aznif domino okey oynuyor ya da Yağyakacak’ta Galezyanı’da iskelede balık tutarak vakit geçiriyordu.
Vahittin Ekiz ve Topçunun Şevki iki delikanlı varı yoğu paylaşan iyisi gelirse iyiyi bölüşen kötüsü gelirse onu da birlikte karşılayan iki arkadaştılar. Arkadaşlık okul çağlarında mı başlamıştı bilemiyorum ama aralarında şimdi kanka dediğimiz kan kardeşliği gibi bir yakınlık vardı. Kavgada da şakada da beraber olurlardı.
O yokluk yıllarında Kale’de haftada bir fırın yanar fırın ekmeği çıkar on günde bir kasap dükkanı kepenk açar et kesilirdi. Başta kara lahana (pancar), pezük, fasulye olmak üzere melücen, galdirik, sakarca gibi mevsimlik otlar pişirilir fasulye ve pırasa turşusu kavrulur illa da mısır ekmeği, guymak, ayran sofradan eksik olmazdı bugün nostaljik Karadeniz yemekleri pişiren özel lokantalarda çok itibar edilen bu nimetler hele de kara pancar yokluk yıllarında sabah akşam ya çorbası ya kavurması yenir sofrada etin esamesi okunmazdı (adı anılmazdı) etin yerini fasulye almıştı. “Fasulye köylünün proteinidir” sözü o günlerden kalmadır.
Yumurta vardır ama yumurtlayan tavuğu kesmeye kimse kıyamadığı için tavuk eti yoktur. Birkaç ayda bir o da misafire kesilen tavuk en ala ziyafet sayılır akşama sofrada tavuk varsa çocuklar sevinçten kalkar oynar. Yeterince karnı doymayan iyi beslenemeyen insanların keyfi kaçık olur bir köşeye çekilip düşünceye dalanlar çoktur.
Vahittin ve Şevki öyle yokluktan hayata havlu atacak gençler değildir. Bu kara gidişata çare ararlar. O günlerde yanılmıyorsam Yalıköy panayırında (başka bir yer de olabilir) karakucak güreş yapılacağı birinci gelene bir toklu ve bir teneke gazyağı ödül verileceği duyurulur.
Topçunun Şevki zaten evvel eski pehlivandır tuttuğu güreşlerde er meydanından çoğu üstte kalarak çıkmış güreşte birkaç kere yalburamışsa da (yalburamak: Karakucak güreşte yan üstü yere düşmek) ne iki ayağı yerden kesilip üç adım kucakta taşınmış ne sırtı yere gelmiş ne de göbeği havaya dönerek yenilmemiştir.
Bu pehlivanlık raconunda çok itibarlı bir durumdur. Ancak bizimkiler Yalıköy’e varınca öğrenirler ki baş pehlivana sadece toklu, başaltıda birinci gelene de ödül olarak bir teneke gazyağı verilecektir. İki ödülü birden almayı gözüne kestiren bizimkilerin bu habere canı sıkılır.
Başa güreşecek olan Şevki’den yana bir sıkıntı yoktur birincilik çantada keklik. Ama ya başaltına kim çıkacak da gazyağını kazanacak sorusu önlerine düşer. Tokluyu almak iyi de gazyağını alamamak hiç iyi değildir(!) Pehlivan adamın gazyağında aklı kalırsa geceleri uykusu kaçar(!).
İki kafadar duruma çare arar bir plan kurarlar. Topçunun Şevki kendine güvenir evvel Allah her önüne çıkanı sallayıp silkip bir kenara atacaktır zaten Yalıköy er meydanına olsa olsa Perşembe’den bu yana köylerden pehlivan gelirse gelir bu yoksullukta yol yok makine (araba) yok o yana bu yana her yana uzaklara haber salsan da haber gitmez Yalıköy panayırının adı pek duyulmaz, bu yörenin adamının gücü de Şevki’yi alaşağı etmeye yetmez, Bolaman düzünde Şevki'yi yenecek adam çıkmaz.
Şevki “la Vahittin kardaş iş başa düştü başka çare yoktur mecbur sen de başaltına soyunacaksın ama yok olmaz dersen gazyağını alamayız tenekeyi eloğlu alır sırtlayıp gider lambasını doldurur ışıl ışıl yakar sefasını sürer oturur biz de arkasından bakar yutkunur dururuz” der ve Vahittin dayıyı başaltına soyunmaya razı eder. Vahittin dayının adını cazgıra yazdırırlar.
Vahittin Ekiz profesyonel pehlivan değildir ama çocukluk ve delikanlılık çağında Kale’de kumsalda, çimende akranlarıyla çok güreş tutmuştur. Toprağa el vurup nara atmayı, çırpınıp peşrev etmeyi, kol kapmayı, elense çekmeyi, çift dalıp yere çalıp tek sarmayla üste çıkmayı bilir. Vahittin dayının en güçlü yanı çok çevik olmasıdır ki pire zıplasa öyle değil hem de çok hızlı ve fırsatçıdır oyun zekası yüksektir vücutça ince yapılı ama genç bedeninde genç kasları elektrik doludur.
Topçunun Şevki ara sıra şakadan elleşip tutuştuğu, elense çektiği arkadaşındaki ham maddeyi iyi tanır olursa bu kadar olur Vahittin tam da aradığı adamdır en kısa zamanda er meydanına çıkmaya bilenecek bıçaktır. Şevki Vahittin’i bir kenara çeker, arkadaşına koçluk yapar taktik verir.
“Bak arkadaş karşına çıkacak pehlivanın gözünün içine dik dik bakacaksın, bakarken nefesi de burnundan vereceksin ki bu da azmış adamın birinciye gelen işaretidir adama rakibe yaklaşırken iyicene bağırıp naralanacaksın, öyle bir NARA at ki adam senden çıkan boyundan büyük naraya şaşsın, şaşkınlık adamı sindirir, sinen adam senin kalıbına değil senden çıkan sese bakar. Ellerini toprağa vur çırpın dur peşreve başla uzun uzun peşrevlen, adamın çevresinde dön dolan boyuna çırpın, ellerini dizine vur birbirine vur çırpın ha bire çırpın adamı sinir edecek kadar peşinde dönder dolandır, Karakucakta zaman sorulmaz çıvgar edip (zamanı uzatıp) adamı zamana yendirmek de kurala uygundur istersen gücün yeterse sabaha kadar güreşir, çayır dışına düşmemek şartıyla dönele dur adamı yor seni yenecek adam seni yakalamak zorundadır, kimse sana ne ediyon güreşi niye uzatıyon diyemez sen sen ol sakın pelvana elini sürme uzandığı yerden kaç öyle kaç ki seni hiç tutamasın eli hep boşa gitsin havayı tokatlasın.
Adam döneledikçe yorulur nefeslenir asabileşir, siniri tutan pehlivan ya çok azar ya da oyundan bezer, unutma sen adamı bezdirip yeneceksin. Sabırlı ol beklediğin fırsat mutlaka gelir önüne düşer gözüne görünür işte tam o sıra kurduğun oyunu oyna en babayiğit adamı bile illet edecek oyun güreşte çelme yemektir, çelme aslında acemi çocuk oyunudur büyüklerin işi değildir onun için karakucak güreşte pehlivan çelmeyi beklemez boş bulunur çelmeyi yediği an at gibi bilek boşlar yıkılır sen de fırsatı kaçırma yıkılan adamın üstüne atla ümüğüne çök dirseğinle göğsüne bastır soluğunu daralt oyunu aldın gitti bil, artık bir teneke gazyağı senindir.”
Uzatmayalım Vahittin dayı başaltına soyunur ama zenbili de yoktur kısbeti de. Uzun paçalı iç donuyla çimene çıkacak değil ya kendisine ariyet bir kısbet bulunur.
İlk rakibi öyle aman aman bir pehlivan değildir onu yener geçer ikinci rakibi de adı sanı duyulmamış yeni yetme bir acemi genç irisi boyu gavak ensesi direk gibi olmayınan adam pehlivan olmaz, bu yiğit belki kazanırım hesabıyla panayıra gelmiş şansını deneyen biridir. Vahittin uzun oğlanı puntuna getirip yalburatır yener yenmesine ama gelgelelim finalde karşısına çıkan adam gerçek bir pehlivandır. Omuzları geniş, eni boyuna yakın, ensesi kilise direği gibi, göğsü göbeği badal badal safi adele, pazuları tokaç gibi tıkız mı tıkız başı sıfır kazınmış kel bir adam azmanı, herifi görmesiyle Vahittin dayıda şafak atar dudağı titrer ama belli etmez
Kurguladığı oyun planını uygular "YA ALLAH HAAAYYYYTT" diye öyle bir nara salar ki tıkız pehlivanın yüreği ağzına gelir hayretle şaşkınlıkla Vahittin dayıya bakar ula bu ses bu küçük adamdan nasıl çıkar?
Vahittin böylece bağırarak oyunun ilk raundunu almış adamın moralini bozmuştur. Sonra çırpınma faslı ve peşrev başlar tıkız pehlivan Vahittin dayıya doğru hamle ettikçe dayı adamın sağından solundan kol altından hatta bir keresinde bacak arasından sabun gibi kayarak sıyrılır arkasına dolanır tıkız adam yoruldukça sinirlenir sinirlendikçe kuvvetten düşer adam kızgın boğa gibidir hırsından soluğu burnundan çıkar rakibin yorulduğunu gören Vahittin dayı bu sefer adamı geri geri üstüne çekerek oyun alanının kenarına yakın önceden bellediği, gözüne kestirdiği bir karış derin tümseğin başına getirir bacağına salladığı çelmeyle birlikte omuzundan vurup itekler tümsekten aşağı yuvarlar, arkasındaki yükseltiyi fark etmeyen tıkız pelvan sırtüstü düşer iki omuzu yere deyer, Vahittin dayının adamın üstüne çullanmasına gerek kalmadan hakem oyunu bitirir Vahittin dayıyı galip ilan eder. Bizimkiler tokluyu da bir teneke gazyağını da kazanır kaldırıp omuza vurur güle oynaya türkü çağıra keyifle Kaleye dönerler.
Rahmetli Vahittin dayı bu hikâyeyi anlatırken yeniden yaşar, güler keyiflenirdi bu yaptığımız eğlenceli bir oyundu aynen öyle oldu gençlik işte geldi geçti derdi…
SON












Yorumlar