Datça’dan Paris’e çay bahçesi masalları
- ORDU ORT TV TELEVİZYON RADYO İŞLETMECİLİĞİ A.Ş.
- 5 Eki 2025
- 3 dakikada okunur
Ordulu Ressam Onay Akbaş’ın sanattaki 40’ıncı yılı Paris’te “Kaosun Şiiri, Anadolu’da Bir Çay Bahçesinin Anı Defteri” sergisiyle kutlanıyor. Bugünkü Milliyet kültür ve sanat eki Seray Ṣahinler Demir imzasıyla sanatçımızın Paris sergisine yer vermiş. İşte o yazı…

Seray Şahinler / Paris- Anadolu’nun kendine has, bir aradalığın sembolü, paylaşımcı, nostaljik çay bahçelerinden izler, Türk resminin özel isimlerinden Onay Akbaş’ın desenleriyle Paris’e uzandı… Ressamın yeni sergisi “Kaosun Şiiri, Anadolu’da Bir Çay Bahçesinin Anı Defteri” Paris’in merkezinde, Napolyon’un kışla olarak kullandığı, bugün belediye hizmet binası olarak değerlendirilen tarihi yapıda ziyarete açıldı. Paris Belediyesi tarafından düzenlenen sergi, ayda yaklaşık 10 milyon kişinin geçtiği meşhur caddenin en işlek yüzünü, Datça’daki bir çay bahçesinden filizlenen desenlerle renklendiriyor.

1964’te Ordu Fatsa’da dünyaya gelen Onay Akbaş, 1980-1985 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi aldı. 15 Eylül 1985’te Maltepe’de ilk atölyesini açarak ressamlığa başladı. Ve Maltepe Ressamları olarak çağdaş resim tarihine not düşülen sanatçı birlikteliğinin kurucularından oldu. 1988’de Paris’e taşındı ve ilk stüdyosunu açtı, o günden beri Paris’te yaşıyor ve üretiyor.

Köklere saygı
Paris’te 15 Eylül 2025’te açılan ve 40’ıncı yıla anlamlı bir armağan niteliğindeki sergi, Onay Akbaş’ın köklerine bağlı kalarak besleyip büyüttüğü, özgün bir imzaya dönüşen renkleri ve desenleri kutsuyor. Deniz Demirer’in küratörlüğünde gerçekleşen sergi, Onay Akbaş’ın resimlerine hâkim olan o çok katmanlı masalsı dünyayı Paris sokaklarında yeniden kuruyor.
Serginin temelini, sanatçının Datça’da bir çay bahçesinin sahibinden aldığı kullanılmış adisyon kâğıtları oluşturuyor. Akbaş, bu adisyon kâğıtlarına yaptığı ve yıllardır biriktirdiği çizimleri, hem kendi tarihine hem sanat pratiğine hem de köklerine saygı duruşu olarak bütüncül bir yaklaşımla izleyiciye sunuyor.

Türkiye’ye özgü bir buluşma noktası olan ve artık yok olmaya yüz tutmuş çay bahçelerini Paris’te hatırlamak, 100 yıldan fazladır Türk sanatçıların durağı olmuş Paris’in kamusal alanında Türk bir ressamı izlemek, bir sanatçının kendi hafızasına ve 40 yılına dönüp bakması sergiyi çok okumalı yönüyle daha kıymetli kılıyor.

Sokaktan, sokağa
40 yılda 1700’ün üzerinde esere imza atan Akbaş’ın, “Kaosun Şiiri”nde ‘sokakta, sokaktan, sokağa’ armağan eserleri, zihinsel haritalar ve labirentlerde, hassas arşivlere inerek, anlık yüzleri ve geçerken yakalanmış bitmemiş düşünceleri sunuyor. Adisyonların üzerindeki karalamaların yarattığı kaosu, sanatın estetiğiyle yorumluyor sanatçı. Bunu yaparken, kaosun getirdiği şiirin gücüne de sarılıyor. Bu kapsamda kışlanın duvarlarına yansıyan her resmin altına dizeler yansıyor.
“Kaosun Şiiri”nin filizlendiği çay bahçesi artık çay bahçesi olarak hizmet vermiyor. Sergi, mekânların hafızasını hatırlatması yönünden sosyolojik, ressamın iç-dış dünyasını buluşturması ve bir yönüyle birbirine yabancılaştırması noktasında ise çok estetik. İzleyici için ise sunduğu görsel şölenin getirdiği coşkunlukla oldukça psikolojik.
“Kaosun Şiiri, Anadolu’da Bir Çay Bahçesinin Anı Defteri” 31 Ekim’e kadar Caserne Napoléon’da ziyarete açık olacak.

Canlanan resimler
Onay Akbaş çok yönlü bir sanatçı… Yazıyor, çiziyor, resim yapıyor. Resimlerinde her zaman masalsılığı hissetmeniz mümkün. Ressam da sıklıkla, “Modern masallar yazıyorum, bunları dile döküyorum. Ben sadece ressamım, bu bana yetiyor” diyor. Fakat bu masallar duvarlardan çıkıyor ve canlanıyor! Küratör Deniz Demirer’in önerisiyle, resimlerin altına yerleştirilen QR kodlara dokununca telefonunuzda yeni bir yüzey açılıyor. Yapay zekânın yardımıyla her desen için ayrı bir animasyon yaratılmış. Canlanan resimler izleyicileri esere yaklaştırıyor; dikkat edin, 2025 Fransa’sında karşınızda bir giyotin de çıkabilir!
‘Sanat benim için bir başkaldırıydı’
Anadolu’nun çay bahçeleriyle, Paris’in terasları arasında kurulan bu bağın hikâyesini merak ediyorum…
“Yıllarca çay bahçelerini izledim, beş-altı yıl boyunca da o adisyon kâğıtlarını biriktirdim. 50’ye 70 ölçüsünde kâğıtlar, kolay da dolmuyor. İnanılmaz güzel bir estetik var, arka fonda karalamalar, önde aynı şekilde; acayip bir şey. Sosyolojik olarak nasıl bakarsanız bakın, orada bir kaos var; tüketim toplumunun kaosu, tüketimin kendi kaosu… Ben estetik olarak baktım ve yaklaşık 40 tane topladım, sonra bunları Paris’in kafelerinde füzenlerle çizmeye başladım. Birçoğu büyük tuvallere dönüştü, satıldı. Paris’ten böyle bir sergi önerisi gelince bundan daha uygun bütüncül bir proje yapamazdım.”
40 yıla dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?
Sanatçı kaostan şiir çıkarabilen kişidir. O şiiri hissedemezsem, o kuyudan çıkamazsam ben kendimi eksik hissederim. Ben sanatın telepatik yanından zevk alan insanım. Çünkü kendimi resim yaparak tedavi ediyorum. Yaparken en güzel anında resmi bırakıyorum ki yarın beni tekrar çeksin. Adisyonların üzerindeki kâğıttan ben o kaosu çıkardım, eserleri izleyenlere ‘siz de kendi payınızı çıkarın’ diyebilirim. Ben anonim bir kasabada, anonim bir ailede doğdum. Anonim okullarda okudum, sanat benim için anonimliğe bir başkaldırmaydı. İstenç dışı ve bilinçaltı yönlendirmelere bazen anlam verirsiniz bazen veremezsiniz. Benim için resim yapmak bir başkaldırı ve ‘Ben de varım’ diyebilmekti.












