top of page

Bolaman'da Bir Sarıkamış Öyküsü Akgül Abla Ve Eşi Şehit Mustafa…

Yıl 1914 ılık bir yaz akşamı Bolaman’da dizlerine kadar akışlı gür siyah saçlı Akgül abla mutbakta odun ateşinde yemek pişirdi ocak başında dört ayaklı yuvarlak tahta sebende sofra kurup yemek yediler, eşi Mustafa’yla tatlı tatlı sohbet ettiler. Gece birlikte son uykularını uyudular.

Mustafa sabah namazını kıldı, Akgül abla ocakta süt ısıttı, mısır bazlaması, yağda yumurta, çökelek ve dut pekmeziyle kahvaltı edildi. İlk çocukları Mutullah el kadar bebekken ölmüştü neyse ki ikinci bir çocukları olmuş adını Abdullah koymuşlardı. Mustafa bir yaşını aşkın oğlu Abdullah’ı kucağına aldı kucakladı kokladı alnından öptü anasının kucağına verdi “oğluma iyi bak” dedi. Karı koca vedalaştılar, Mustafa elinde azık bohçasıyla yürüdü Bolaman karakolunun önünde kendisi gibi seferberlik çağrısına uyarak asker ocağına teslim olmaya gidecek 20 Bolamanlı bekliyordu, Devrent yanında durup sırtını dağa verip bir kez daha Bolaman’a baktılar, Devrent yanını dönerek uzaklaştılar.

Burada hikayemize ara vererek asker adayı Bolamanlı gençlerin Bolaman’dan ayrıldıktan sonra sırayla bulundukları depo, eğitim ve görev yerlerini ve hangi güzergâhtan nereye gittiklerini ATESE kayıtlarından izleyelim:

“Trabzon Vilayeti Ordu Kazasında Asker Alma Seferberliğinin uygulanması……… Trabzon Vilayeti Ordu Kazası bu meyanda 3’üncü Ordu’ya bağlı 10’uncu Kolordu Kumandanlığına tahsis edilen saha içerisinde ve 32’nci Fırka sorumluluk bölgesinde bulunmaktaydı. 10’uncu Kor. Asker Alma Kurulu bu vazifeyi Fırka (Tümen) Ahz-ı Asker Daireleri ile onlara bağlı Nahiye ve Kazalarda mevcut Ahz-ı Asker Şube Reislikleri marifeti ile yürütecekti……………. Kısa süre sonra Ünye’ye sevk edilenlerin bir kısmı  Ordu-Ulubey-Mesudiye-Zara hattını takiben Sivas’a sevk edildiler. ................ Ordu Kazasında seferberlik işlemlerinin uzamasında en büyük etken mevsimin yaz olması ve buna bağlı olarak köylerden yaylalara göçlerin yaşanmış olmasıydı. Dolayısıyla yerel hükümetin halka ulaşımında gecikmeler yaşanması gayet normaldi.”  (Selçuk Şen – Harb-i umumiye giriş.....)

Bu bilgileri aldıktan sonra tekrar hikayemize dönelim. O yıllarda değil dünyadan yurt içinden bile haber almak zordu. Haftada bir o da eğer gelirse livadan (vilâyetten) kazadan resmi bülten gelirdi. Kim ola kim gele olan bitenden haber vere! Yoldan gelip geçen askeriyeden malûlen terhis olup köyüne dönen birkaç yaralı asker, bir atlı postacı, Rus işgalinden kaçan muhacirler az çok doğru yanlış abartılı, kimi korkunç kimi sevinçli haberler veriyor kahvede millet başına toplanarak bu garip insanları sorgu sual ediyordu.

Öyle böyle günü haftası ayı takvimi sayısı bellisiz bir uzun zaman geçti harb-ı umumi Çanakkale’de Kafkas’ta Kanal’da Galiçya’da 4 cephede birden sürüyor, millet şehitler veriyor gaziler ediniyordu ama ne top sesi ne bomba patlaması tüfek çatması süngü takması ne içtima ne hücum borusu ne de Allah Allah sesleri duyulmuyor savaş Bolaman’dan çok uzaklarda oluyordu.

Savaşın tek emâresi tek canlı korkulu haber bir öğleden sonra denizden geldi. Boklutaş’ın ardına gelip duran ve taa oradan ateş açarak kumdaki kayıkhaneleri vuran, birkaç tahta kayığı yakıp birkaç taş duvarı yıkan onlarca pencere camını kıran Çarlık Rusyası’nın 3 bacalı harp vâhidi (savaş gemisi) Bolaman’a savaşı anımsattı, korkuyu heyecanı tattırdı.

Bolaman halkı Akise dağına yukarı tırmanıp kaçmış kayaların arkasına sinenip saklanmış bombardumanı dağın yükseklerinden seyretmişti. Korkusuz Akgül abla oğlu Abdullah’ı yanına alarak selâmlığın giriş katındaki mutbakda saklanmış işiyle gücüyle meşgul olarak bombardumanı atlatmıştı...

Akgül abla oğlu Abdullah’ın gün be gün büyüdüğünü görerek olabildiği kadar mutlu ve eri Mustafa’nın sağ salim döneceğinden umutlu yaşıyor eşi için çokça esef etmiyordu. Nasıl olsa bu savaş âlemle gelen bir düğün bayramdı, Mustafa binlerce vatan evlâdı ana baba kuzusu gibi evvel Allaha sonra nâ-zeval (zevalsiz sonsuz) devlete ve şîr (aslan) gibi komutanlara amanetti, savaş bitince eri mutlak dönüp gelecekti.

Ve 1915 yılı evvel baharda güneşli bir gün Bolaman’a yoldan geçen bir malûl asker geldi. Sarıkamış’tan sağ çıkan ama aldığı yaralardan bir ayağı aksak kalan askere tebdili hava (hava değişimi izni) vermişlerdi. Asker Akgül ablaya eşi Mustafa’dan haber getirdi. Mustafa’yla birlikte Sivas talimgâhında eğitim görmüşler koğuşta yan yana yatmışlar, eğitimden sonra Erzurum’da birliklere dağıtılmışlardı. Savaş başlayana kadar her hafta sonu çarşı izninde buluşup görüşüyorlardı. Her iki askerin birliği de Sarıkamış’a intikal emri almış Erzurum’dan tabur kalkmıştı. Helalleşen iki arkadaş kim köye önce dönerse diğerinin ailesine uğramaya söz vermişti. Şimdi verdiği sözü tutuyordu.

Kış kıyamette Allahuekber dağına yürüyüp de dönmeyenler arasında olan Mustafa’nın haberini demeye dili varmadı. Akgül ablaya Mustafa’nın çok iyi olduğunu evvel Allah muharebe hitam bulunca (sona erince) sağ salim eve döneceğini söyledi.

Ayrılıktan 7-8 ay sonra gelen haber Akgül ablayı mutlu etmeye ve ölene kadar yaşayan umudu tazelemeye yetiyordu. Kocası Harb-ı Umumi’de Sarıkamış harekâtında şehit düşen Akgül Abla kocasının öldüğüne hiç inanmamış dul kaldığı 1915 yılından 80’li yaşlarında ölene kadar (1973) ömür boyu eşinin bir gün çıkıp geleceğine inanmış, askerinin cepheden dönüşünü beklemişti.

Bu şehitimiz Bolamanlı Yeşiltaşlar’ın dedesi rahmetli Meletoğlu Osman dayı’nın ağabeyi Mustafa’dır. Her şehit gibi mekânı cennet-i âlâdır.

Şehit Mustafa’nın elinde tüfekle asker üniformalı siyah beyaz bir fotoğrafı Akgül abla’nın İstanbul’da Valideçeşme’deki evinde duvarda asılı duruyor oğlu Abdullah Cebeci’ye şehit oğlu olduğunu her sabah yeniden hatırlatıyordu.

Akgül abla da oğlu Abdullah ağabey de rahmetli oldular. Onlardan bana bu anılar kaldı. Sarıkamış deyince yüreğimi sızlatan anılar. Bu sızıyı ancak Türk olan anlar.

Osman KADEMOĞLU

Mimar/Kanada

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page