BİZE NE OLDU?
- BAYRAM AYBASTI

- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur

Vali Muammer Erol açıklamış…
Rakam vermiş.
Ordu’da %100 suç aydınlatma oranı…
Harika bir tablo güvenliğimiz için.
Tebrikler emeği geçenlere…
Ama aynı cümlenin gölgesinde başka bir gerçek var:
İki ayda 8 intihar.
Hemde Ordu gibi dingin bir şehirde !
İşte asıl karanlık orada başlıyor.
Çünkü bazı hayatlar var…
Dosya gibi kapanmıyor.
Sevenlerinin yüreğinde yara açıyor.
Vicdanlarını sorguluyor sorgulatıyor!
Bir insan ölmeden önce kaç kere “ölü” hisseder, biliyor muyuz?
Kaç gece kimseye anlatamadığı cümlelerle sabah eder?
Kaç defa “iyiymiş gibi” yapar da içinden sessizce dağılır?
Biz istatistiklere bakıyoruz…
Onlar ise sessizce yok oluyor.
Sayın Vali Erol diyor ki:
“Birbirimize sahip çıkalım.”
Çok doğru.
Ama biz ne yaptık?
Selamı azalttık.
Sohbeti tükettik.
Göz teması kurmayı unuttuk.
Artık aynı evin içinde bile yalnızız.
Bir odada televizyon konuşuyor…
Diğer odada telefon ışığı yanıyor…
Ama kimse kimsenin kalbine dokunmuyor.
Eskiden bir “nasılsın?” vardı…
İnsanın içini açtıran.
Şimdi var mı?
Var…
Ama cevabı beklenmeyeninden.
Apartmanlarda insanlar birbirine yabancı.
Sokakta herkes birbirine mesafeli.
Aynı masada oturanlar bile başka dünyalarda.
Kimse kimsenin yükünü taşımak istemiyor artık.
Ama herkesin omzu çökmüş.
İntihar bir tercih değil…
Bir tükeniştir.
İnsan bir anda o noktaya gelmez.
Yavaş yavaş eksilir.
Sevgi eksilir…
İlgi eksilir…
Değer eksilir…
Sonra bir gün…
İnsan kendini de eksiltir.
Türkiye’de artık en büyük yoksulluk,
insan olma eksikliği.
Kalabalıklar var…
Ama yalnızlık daha büyük.
Herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor,
ama kimse birbirine yetişemiyor.
Dört ay kaldığım ülkede…
Sokakta bir gerginlik,
trafikte bir öfke,
bakışlarda bir yorgunluk, gördüm.
İnsanlar sanki görünmeyen bir yük taşıyor.
Ve kimse sormuyor:
“Yoruldun mu?”
Eskiden kapılar çalınırdı.
“Bir çay içmeye geldim” denirdi.
Şimdi mesaj atılıyor:
“Müsait misin?”
Aslında kimse müsait değil…
Çünkü kimse kimseye hazır değil.
“Bize ne oldu?” diye soruyoruz…
Cevap acı ama net:
Biz, kalbimizi geri plana attık.
İnsanlığı erteledik.
Sevmeyi ihmal ettik.
Çözüm ortağı değil, sorun ortağı olduk.
Belki de çözüm çok uzakta değil…
Birini gerçekten dinlemek.
Gözünün içine bakarak konuşmak.
“Ben buradayım saate bakmaksınız “diyebilmek.
Çünkü bazen bir insanı hayata bağlayan şey;
büyük sözler değil…
Tam zamanında gelen,
küçücük ama samimi bir “yalnız değilsin” cümlesidir.
Yoksa “ ne derdin vardı da söylemedin” demek çok samimi değil!











