top of page

31’inci Fırkanın Ünye’ye İntikali Ve Konuşlanması

“Kaymakam Selahattin’in notlarından; Ünye’ye İntikal”

“91’inci Piyade Alay 1’inci Tabur tabibi Tbp. Mülazım-ı evvel Mehmet Derviş Efendi’nin Ünye notları”

“Alman telsiz Astsubayı Hans Huner’in Ünye notları”

Hazırlayan:

Araştırmacı-yazar (Em. Astsubay) Selçuk ŞEN


Avusturya-Macaristan tahtının veliahtı Arşidük Franz Ferdinand’ın 28 Haziran 1914'te Gavrilo Princip adında bir Sırp milliyetçisi tarafından Saraybosna'da öldürülmesi, savaşı tetikleyen olay olmuş olsa dahi; bir diğer nedende, Avrupalı büyük güçler olan Alman İmparatorluğuAvusturya-Macaristan İmparatorluğuOsmanlı İmparatorluğuRus İmparatorluğuBirleşik Krallıkİtalya Krallığı ve Fransa Cumhuriyeti'nin uzun zamandır süregelen emperyalist dış politikalarıdır. 

Yaşanan suikast olayından sonra  Avusturya-Macaristan İmparatorluğuSırbistan Krallığı'na bir ültimatom göndermiştir. Nihayetinde on yıllardır yapılanmakta olan ittifaklar sisteminin işlemesiyle, birkaç hafta içerisinde Avrupa’nın ana güçleri kendilerini savaşta bulmuşlar ve koloniler yoluyla savaş bütün dünyaya yayılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk çatışmaları, 28 Temmuz'da Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’ı işgal etmesi ile başlamış ve bunu Almanya’nın BelçikaLüksemburg ve Fransa’yı işgali ile Rusya'nın Almanya’ya saldırması takip etmiştir. Almanların Paris'e yürüyüşü durma noktasına gelince, Batı cephesindeki çatışmalar durağan bir siper savaşına dönüşmüştür ve bu durum 1917’ye kadar pek değişmemiştir. Doğu cephesinde ise Rus ordusu, Avusturya-Macaristan kuvvetleriyle başarılı bir şekilde savaşmış, fakat Doğu PrusyaPolonya ve Alman ordusu tarafından geri püskürtülmüştür.

Bu dönemde öylesine yoğun bir çift taraflı mücadele olmuştur ki, her iki tarafla da son dakikaya kadar görüşmeler devam etmiştir. İngiltere ile yapılan görüşmelerde Osmanlı Hükûmeti'nin ittifak için temel beklentisi olan savaş sonrası toprak bütünlüğünün garanti altına alınması isteği, İngiliz tarafından ancak savaş sonrası görüşülebileceği şeklinde yanıtlanmıştır. İngiltere ve Fransa ile ittifakı sağlayamayacağı kesin görünen İttihat ve Terakki Hükûmeti, 2 Ağustos 1914 günü Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalayarak savaşa İttifak güçleri yanında girmeyi taahhüt etmiş ve silahlı kuvvetlerinin genel sevk ve idaresi için bir Alman askerî heyetini yetkili kılmayı uygun görmüştür. Anlaşma için 7 Temmuz günü görüşülmeye başlanmıştı ve maddelerindeki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Rusya'nın 31 Temmuz'da genel seferberlik ilan etmesi de, bunu savaş ilanı kabul edeceğini açıklamış olan Almanya'nın 1 Ağustos günü Rusya'ya savaş ilanı da gerçekleşmeden önce maddeler düzenlenmiş, ancak 2 Ağustos'ta maddelerde değişiklik yapılmadan imzalanmıştı. 

Ve aynı gün Genel Seferberlik ilan eden Osmanlı İmparatorluğu, seferberliğin birinci günü olan 3 Ağustos 1914’te silahlı tarafsızlığını da ilan etti.

Osmanlı İmparatorluğu silahlı tarafsızlığını ilan etmişse de Alman Başkomutanlığı Türkiye’nin bir an önce harbe girmesi üzerinde ısrar ediyordu. Fakat Türkiye, seferberliğini tamamlamadan, ordusunun noksanlarını ikmal etmeden ve politik bakımdan Bulgaristan’ın durumu aydınlığa kavuşmadan harbe girme yanlısı değildi.

Bu arada Akdeniz’de bulunan iki Alman savaş gemisi (Göben ve Breslaw) İngiliz donanmasının takibinden kaçarak 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazından içeri girdi. Gemiler Alman Deniz Bakanı Amiral Tirpitz (tirpiç)’ten bu yolda bir emir almışlardı. Bu Türkiye için de bir sürpriz değildi. İngiltere’de yapımı tamamlanmış olan Sultan Osman ve yapılmakta olan Reşadiye diritnotlarının verilmemesi ihtimaline karşı-ki sonradan İngilizler bu parası ödenmiş gemileri vermediler- Karadeniz’de üstünlüğü sağlamak için Avusturya donanmasının gönderilmesini, daha önce Türk Hükümeti teklif etmişti. Avusturya Donanması kendi kıyılarını korumak için Adriyatik’ten ayrılmak istemediğinden Akdeniz’deki iki Alman gemisinin Türk Donanmasına katılmasıyla Karadeniz’de üstünlüğün sağlanması düşünülmüştü.

Bu gemilerin tarafsız Osmanlı Devleti’nin karasularından çıkarılmasını ya da enterne edilmesini istediler. Nihayet gemilerin Osmanlı Devleti tarafından 80 milyon marka satın alındığı, personelinin Türk mürettebatıyla değiştirileceği ilan edilerek mesele kapatıldı… (https://www.ttk.gov.tr/belgelerle-tarih)

1914 yılı Ağustos ayının ilk günlerinde özetle bu gelişmeler yaşanırken, seferberliğin ilanının akabinde Başkumandan Vekili Enver Paşa, Balkan Harbi’nde bozguna ve maalesef yenilgiye uğrayan orduya hitaben kaleme aldığı emirde şu sözlere yer vererek ordunun moralini yüksek tutmaya çalışmış ve mutlak zaferi beklentisini de hedefe koymuştur:

“…Ordumuz, Balkan Savaşı’nın kara lekesini temizlemek için Allah’ın koruyuculuğuna sığınarak Padişahımızın emirleri çerçevesinde büyük fedakârlıklar göstermek mecburiyetindedir. Mukaddes hilafet makamı ve Osmanlılığın devamı, ordunun görevini yapmakta göstereceği yararlılık ve fedakârlığa bağlıdır. Her subay her er bilmelidir ki emir almadan bir adım gerilemek kendisinin, devlet ve milletin yok olmasına sebep olur. Ordu ve millet için ölüm geride, kurtuluş ve mutluluk ileridedir. Düşman, top ve tüfeğiyle ne kadar korku saçarsa saçsın daima ileri gitmeyi düşünmelidir. Şurasını tekrar ediyorum: Maddi, manevi mutluluk ancak ileridedir. Her subay, sonuna kadar ancak kendi görevi dâhilinde kendi kendine düşünerek tereddütsüz iyi hareket etmeğe çalışır ve Allah’ın sonsuz güç ve kuvvetine saf bir imanla gönül bağlayarak ileri giderse şanlı atalarımız gibi ordumuzun da zafer kazanacağına eminim”. (imza) Başkumandan Vekili Enver (GNKUR. ATASE Yayınları. Kafkas Cephesi’nde Onuncu Kolordunun Birinci Dünya Savaşı Başlangıcından Sarıkamış Muharebelerinin Sonuna Kadar Olan Harekâtı, Yarbay Selahattin. Ankara. 2006.s.4)

Seferberliğinin uygulanması: Seferberlik ilanını hakkındaki “İrade-i Seniyye”, 5 Ağustos’ta Trabzon Vilayetine ulaşmış olsa da; 10’uncu Kolordu seferberlik emrini 2 Ağustos’ta almış ve fırkalarına (tümenlerine)  (30:31:32) tebliği etmişti (Yb. SELÂHATTİN: s.3).

Vali Cemal Azmi Bey’in talimatıyla; Padişah iradesi, mülhak ve gayri mülhaka tüm sancaklara tebliğ edilmiştir. 2 Ağustos tarihli seferberlik emri hükümleri ve 12 Mayıs 1914 tarihli "Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatı” (GNKUR. ATASE Yayınları. Osmanlı Devletinde Tanzimat’tan Sonra Asker Alma Kanunları (1839-1914) Faruk AYDIN. Ankara. 1994) gereğince; kolordular muvazzaf ve yedek asker ihtiyaçlarını kendilerine tahsisli saha dâhilindeki yükümlüleri silahaltına alarak gidereceklerdir (ATASE İdr. Faaliyetler, Ek Kroki-14). O dönemde Trabzon Vilayeti Canik Sancağı ve dolayısıyla Ünye, 3’üncü Ordu’ya bağlı 10’uncu Kolordu Kumandanlığına tahsis edilen saha içerisinde bulunmaktadır.

10’uncu Kor. Asker Alma Kurulu bu vazifeyi; fırka (tümen) “Ahz-ı Asker Daireleri” ile onlara bağlı sancak, kaza ve nahiyelerde mevcut “Ahz-ı Asker Şube Reislikleri” marifeti ile yürütecektir. Genel Seferberlik ilan edildiği anda 10’uncu Kolordu Ahz-ı Asker Heyeti Reisliği görevinde Erkan-ı Harp Miralayı (1311 - b.P.13) –Gürcü- Ahmed Avni Bey (GNKUR. Başkanlığı Yayınları. Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kad. K.larının Biyografileri, 2.Cilt. Ankara. 2009. s.20),

Seferberlik işleri ile ilgili olarak daha önceden bütün yurtta hazırlık yapılmamış olması, bu işlerin hızla ve kolaylıkla yapılmasına engel oluyordu. Ordu ve Kolordular seferberliğin iyi yürümemesinin sebebini bilmiyor ve 18 Ağustos gününde kadar bu konuda tam bir bilgisizlik içindeydiler.  Askerlik şubelerinin yeni tesis edilmiş olmasından dolayı işlerine müdahale edilemiyor, onlar da neredeyse askerlik yaşına gelmiş müslim-gayri müslim herkesi şubelere çağırıyorlardı. Haliyle şubelerde oluşan yoğunluk, asker alma ilerinin sıhhatli olarak yürütülmesine de mani oluyordu. Diğer taraftan da seferberlik emrine uymayan ve firar edenlerin sayısında çok fazla artış yaşanmaktaydı. Bununla birlikte 3’üncü Ordu, halkın seferberlik hususlarına ve asker alma kanunlarıyla ilgili maddelerden haberdar edilmesi gerektiğini kolordulara bildirmekle birlikte; 3.Ordu tarafından 18-19 Ağustos 1914 tarihinde Kolordulara gönderilen emirde: “…ilan edilen seferberlik süresince silahaltına gelmeyen erlerin on gün geçtikten sonra idam edileceği ve bunları saklayanlara beş yıldan aşağı olmamak kaydıyla kürek cezası uygulanacağı bilecek olurlarsa daha hızlı bir şekilde seferber olmayı sağlayabilirsiniz. Subaylar bütün gayretlerini bu uğurda sarf etmeli” deniliyordu (Yb. SELÂHATTİN: s.6-7-8).

Seferberliğin başladığı tarihte ordunun hazar kadrolarında nizamiye (muvazzaf) eri olarak silahaltında 1307 (1891), 1308 (1892), 1309 (1893) doğumlu olanlar bulunmaktadır. Bu erler; 1327 (1911), 1328 (1912) ve 1329 (1913) yıllarında askere alınmışlardı. Seferberliğin ilanı ile birliklerin seferi kadro eksikliğini tamamlamak adına ilk aşamada “1310 (1894) doğumlular” askere alınmıştır. Bahsi geçen doğumluların seferi kadroları dolduramamasından dolayı, seferberlik kanunun 84-85-89 ve 147’nci maddesinde işaret edilen 1303 (1885-1901)-1309 arası doğumlular ise yedek –ihtiyat- olarak silahaltına alındılar. Bunlar arasında nispeten yaşlı olanlar depo (eğitim) tabur ve alaylarına celp edilerek mümkün mertebe bu birlik teşkilatında kalacaklardı (ATASE İdr. Faaliyetler s.163-164, BİLGİN s.73). Seferberliğin ilk dört gününde Trabzon Vilayeti genelinde seferberlik kapsamında 18.807 asker toplanmıştır (BİLGİN s.73).

Osmanlı ve Rus Ordularının konuş durumu: Seferberlik ilan edildiği anda Osmanlı kara ordusunun: 1’inci ve 2’nci Orduları İstanbul, 3’üncü Ordu’su ise Doğu Anadolu ve Kafkas bölgesinde idi. Ancak 3’üncü Ordu’nun mevcut kuruluşu çok geçmeden harbin gereklerine göre değişti ve 3’üncü Ordu 10’uncu Kolordu ile takviye edildi.

Sorumluluk sahası Orta ve Doğu Karadeniz, Kafkas hattı ve Doğu Anadolu mıntıkası olan 3’üncü Ordu Kumandanlığının (karargâhı Erzurum’da) kolordu ve bunlara bağlı fırkaların konuş yerleri ise şu şekildedir: 9’uncu Kolordu’ya bağlı 28 ve 29’uncu Tümenler Erzurum’da, 17’nci Tümen Bayburt’ta, 10’uncu Kolordu’ya bağlı 30 ve 31’nci Tümenler Erzincan’da, 2’nci Tümen Sivas’ta, 11’nci Kolordu’ya 18’inci Tümen Elazığ’da, 33’üncü Tümen Van’da ve 34’üncü Tümen Muş’ta konuşlu idi (ATASE İdr. Faaliyetler: s.95)   

Rus Ordusun Kafkas bölgesi yığınak planı ise şu şekildeydi: Batum bölgesinde General Yehşin emrinde; “Kıyı Grubu” (kolordu)  kuvvetlerine bağlı 6’ncı Tümen, Plaston –zırhlı- Hudut Taburu, 1 istihkâm taburu, 36’ncı Topçu Tugayına bağlı 1 batarya, 1 süvari bölüğü ayrıca Karadeniz kıyısında 3’üncü Kuban Plaston Tugayı. Oltu bölgesinde Gn. İstomin emrinde ki birlikler, Sarıkamış bölgesinde General Berkman, General Devir, General Anduruski, General Perjavalaski ve General Baratof emrindeki birlikler, Erivan-Iğdır bölgesinde General Sabiski’ye bağlı birlikler ile İran Azerbaycan’ı Hoy Kuzeyi bölgesinde General Çernozubof emrindeki birlikler bulunmaktaydı. Rusların Ordu Kumandanlığı görevinide General Voronzof Daçhof  (karargâh Tiflis’te ) Osmanlı Devleti’nin ordusunun başında ise Başkumandan Vekili olarak Enver Paşa bulunmaktaydı. (ATASE, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, I Cilt, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Hazırlıkları ve Harbe Girişi. Ankara. 1970)

. . .

Bu çalışmamıza konu o dönem 10’uncu Kolordu’ya bağlı 31’inci Fırka’dır. Fırkanın seferberlik dönemindeki taktik durumu ve konuşlanmasının yanı sıra harp planlarında bu fırka hakkında değişen tasarruftan bahsedeceğiz.

10’uncu Kolordu 31’nci Fırka’nın konuş değişikliği: Balkan Harbi sonrası 1914 baharında gelişen harekât planları gereği karargâhı Erzincan’a nakleden 10’uncu Kolordu’nun karargâhı Sivas’a ve 31’inci Fırka’nın karargâhı ise Amasya’ya nakledilmiştir. Ancak bu yerleşim ve konuş durumu zaman içerisinde değişikliğe uğrayacaktır.

Şöyle ki; seferberlikten önceki günlerden Temmuz-Ağustos 1914 döneminde yapılan genel sefer planına göre; 10’uncu Kolordu 3 fırkasıyla (30:31:32) 3’üncü Ordu emrinde bulunacak, denizden ulaşım mümkün ise denizden değilse karadan intikal ederek en yakın demiryolu ile İstanbul’a nakledilecekti (Yb. SELÂHATTİN: s.17) (ATASE, BDHTH, I.C, OİS ve AH ve HG: Belge 1-1).  Ancak genel seferberlik emri kapsamında barış şartlarında düzenlenen bu farazi harekât planı değiştirilerek 10’ncu Kolordu ve fırkaları 2’nci Ordu kuruluşuna dâhil edilmişlerdir. Kısa süre sonra da 3’üncü Ordu’nun takviyesi kapsamında tekrar bu orduya bağlanmıştır (ATASE İ.F: s.95).

10’uncu Kolordunun seferi hazırlığının seferberliğinin ilk günlerinde ve seferberliğin 13’üncü günü özellikle insan itibarıyla çok başarılı devam ettiği halde Kolordunun seferberliğini tamamlayamadığı ve durumun kötüye gittiği görüldü (Yb. SELÂHATTİN: s.15).  Başkumandanlık 10’uncu Kolordu’nun biran evvel seferberlik sürecini bitirmesini ve bitirir bitirmez de Samsun- Giresun bölgesine naklini kararlaştırdı (Yb. SELÂHATTİN: s.17). Bu kapsamda; Başkumandanlık Erkan-ı Harbiye’si tarafından Erzurum’da konuşlu 3’üncü Ordu Kumandanlığına; 31’nci Fırka’nın en kısa sürede planın başlangıç safhası olarak Tokat ve Niksar sahasında toparlanması emri verildi (ATASE, BDHTH, I.C, OİS ve AH ve HG: Belge 112-4). 10’uncu Kolordu’nun fırkalarıyla Karadeniz kıyısında tahkimat oluşturma planları devreye sokulurken; 12 Ağustos 1914 tarihinden önce teşkil edilen Seyyar Jandarma Taburları bölgede faaliyet yürütüyorlardı. Bu kapsamda; Giresun Seyyar Jandarma Taburu; Canik Sancağı hududundan Trabzon Merkez Sancağı sınırına kadar olan sahanın sahil kısmını, Samsun Seyyar Jandarma Taburu ise; batıdan doğuya Canik Sancağı sahil kısmının Bolaman Çayı hududuna kadar ki kısmını muhafaza ve gözetlemekle görevlendirilmişlerdi.

10’uncu Kolordu’nun: 93’üncü Alayı Merzifon’da, 91’inci Alayı Tokat’ta, 92’nci Alayı Amasya ’da bulunan 31’inci Fırkası ve 30, 32’nci Fırkalarının seferberlik hazırlıkları devam ederken Osmanlı Başkumandanlık karargâhı kurmayları ve müttefiki Alman ordusunun kurmaylarının bu Kolordu ve Fırkalarının (30:31:32) doğuda mı yoksa batıda mı görev alması tartışmaları bir türlü sonuca varamamıştır (Yb. SELÂHATTİN: s.22-23-24-25 ve Kroki-3).

Şöyle ki, Temmuz-Ağustos 1914 döneminde yapılan genel sefer planına göre; 10’uncu Kolordu 3 fırkasıyla (30:31:32) 3’üncü Ordu emrinde bulunacak denizden ulaşım mümkün ise denizden değilse karadan intikal ederek en yakın demiryolu ile İstanbul’a nakledilecek olmasından bahsetmiştim. Bu, İstanbul’da bulunan Alman Islah Heyeti Kurmay Başkanı Tümgeneral Bronsart von Schellendorf’un üzerinde durduğu ve Osmanlı Başkumandanlık karargâhına da kabul ettirdiği bir plandı. Bronsart Paşa’ya göre (Mayıs-Haziran 1914); “Osmanlı bütün kuvvetlerini Boğazlara çekip Balkanlardan ve boğazlardan gelecek tehditlere karşı başkenti korumalıydı” (Yb. SELÂHATTİN: s.22).

Hâlbuki seferberlik emrinin akabinde Almanya ile ittifak yapılması, yaklaşan Dünya harbi ihtimalinin oluşturduğu siyasi durumun bu sefer planının değişmesine sebep olmuştur. Osmanlı ve Alman kurmay kadrosu olası savaş sürecinde şartların, Almanya lehine döneceğine o kadar emindiler ki “10’uncu Kolordu’nun dolayısıyla 30:31:32’nci Fırkaların gerektiğinde denizden Rus kıyılarına veya İstanbul’a, gerektiğinde de karadan doğu harekât alanına gönderilmesi” planı ağırlık kazanmıştır.  Kabul gören harekât planı bu istikamette olunca uygulamaya ve hayata geçirilecek karargâh etüdü şu yöndeydi: “10’uncu Kolordu ve karargâhı ile Kolorduya doğrudan bağlı muharip ve lojistik destek unsurlar ile 30, 31 ve 32’nci Fırkalar Samsun ile Giresun arasındaki kıyı şeridine indirilmeliydi”

31’inci Fırka (tümen) Ünye yolunda… Osmanlı Başkumandanlık Vekâleti 3 Eylül 1914 tarihinde 10’uncu Kolordu’ya; 30, 31 ve 32’inci Fırkaların sahile indirilmesine dair Enver Paşa imzalı aşağıdaki emri gönderdi:  “Kolordu, Giresun ile Samsun arasındaki iskelelerden bindirilmek üzere yürüyüşe başlayacaktır. Giresun ve Samsun dâhildir. Samsun’dan başka diğer bindirme noktaları yolların durumu dikkate alınarak Kolordu tarafından seçilecek ve Başkumandanlığa bildirilecektir. Birliklerin ne zaman bu bindirme yerlerine ulaşacakları da bildirilmelidir. Bindirme noktalarına ulaşan birlikler öyle bir ordugâh kuracaklardır ki, denizden kesinlikle görülmesin ve bununla beraber havadar yerlerde olsunlar. Fırkaların toplu bulunmaları, Fırka kumandanlarının emri altında büyük kısımlarla eğitilmek amacıyla istenilmektedir. Giresun ve Samsun’da levazım birlikleri, birer aylık erzak depolamaktadır.” İmza: Başkumandan Vekili Enver.

Enver Paşa’nın bu emrinin yayınlandığı tarih itibarıyla: Samsun, Çarşamba, Ünye, Fatsa, Ordu ve Giresun iskele ve rıhtımları Samsun Merkez Liman Reisliği ’ne bağlı ve emirde de ifade edildiği üzere Samsun-Giresun arasındaki yükleme-boşaltma imkânları olan bindirme noktalarıydı (GNKUR. Birinci Dünya Harbi Deniz Cephesi, Kuruluş:2) .

Osmanlı Başkumandanlık Vekâleti 3 Eylül 1914 tarihinde 10’uncu Kolordu’ya 30, 31 ve 32’inci Fırkaların sahile indirilmesine dair emir vermesinin hemen sonrasında Kolordu da 7 Eylül’de bir emir yayınlayarak: 30’uncu Fırka’nın Giresun’a, 32’inci Fırka’nın konuş durumunu değiştirmemesi (zaten Samsun’da bulunmakta idi) ve 31’inci Fırka’nın Ünye’ye intikalini emretti (Yb. SELÂHATTİN: s.18).

31’inci Fırka’nın Ünye’ye yürüyüşü öncesinde intikal güzergâhında, birliklerin iaşesi için gerekli tedbirler alınarak: Ünye’de askeri fırın ve erzak ambarı aynı şekilde; Karakuş’ta bir erzak ambarı teşkil edilmiş, Ünye, Karakuş –Akkuş- ve Niksar yolunun ikmal ve intikal yolu olarak planlanmış,  Niksar’da da benzer şekilde nokta kumandanlığı, askeri fırın, orduya ait erzak ambarı ve askeri revir tesis edilmiştir (ATASE İdr. F. : Kroki 22). Diğer taraftan Giresun ve Ünye iskeleleri Kolordu tarafından elden askeri nakliye gemileri ve taşıt vapurlarını yanaşmasına uygun hale getirilmiştir. (ATASE İdr. F: s.124). Ünye iskele-rıhtımın elden geçirilmesi zorunlu bir durumdu. Zira, Osmanlı’nın Alman mülazım-ı evveli Karls Efendi ki onu yıllar sonra Nazi Almanya’sının ünlü amirali hatta Adolf Hitler’den sonraki son Nazi Cumhurbaşkanı olarak göreceğiz, Karl Dönitz yarbay rütbesinde iken kaleme aldığı “Kader Gemileri Yavuz ve Midilli” adlı kitabında asker ve hayvan yüklemek adına yanaştıkları iskelenin/rıhtımın yükleme işinde kullanılan mekanik sistemlerinin yetersizliğinden ve kifayetsizliğinden bahsetmektedir (Yarbay TH. KRAUS, Yarbay Karl DÖNİTZ. Kader Gemileri Yavuz ve Midilli. Çeviren: A. Göke BOZKURT. İlgi Kültür Sanat Yayınları, Yayın nu: 67. İkinci baskı. İstanbul 2016. s.106-107) .

31’inci Fırka, verilen harekât emrinde yürüyüş güzergâhının bildirilmesine rağmen hareket zamanının bildirilmemesi noktasında tereddüt yaşamışsa da Sivas’tan yürüyüşe başlayan 32’inci Fırka’nın 90’ıncı Alay’ı bu noktada Kolordu’nun yürüyüşe geçen ilk kıtası olmuştur (Yb. SELÂHATTİN: s.18). Amasya’da bulunan Kolordu’nun Alman Erkan-ı Harp Reisi (Kurmay Başkanı) Binbaşı Lange,  31’inci Fırka’nın bu yöndeki tereddütünü gideren harekât emrini 10 Eylül 1914 tarihinde vermiştir.

9 Eylül’de 93’üncü Alay’ın Merzifon’dan, 10 Eylül’de 91’inci Alay’ın Tokat’tan ve 92’nci Alay’ın Amasya’dan harekete geçmesinin ardından 10 Kolordu karargâhı da 12 Eylül günü Amasya’dan Samsun’a intikale başlamıştır (Alayların barış kışlaları age: Kroki-3).

93’üncü ve 92’nci Alaylar; Havza, Kavak ve Samsun üzerinden, 91’inci Alay ise; Tokat-Niksar-Karakuş-Tekkiraz-Çatalpınar(SELÂHATTİN: Kroki-9) üzerinden Ünye’ye intikal etmekte idi. 92 ve 93’üncü Alaylar Kavak’a vardıkları anda Kolordu, bu iki Alaya güzergâhlarını değiştirerek Lâdik-Erbaa-Niksar-Karakuş-Tekkiraz-Çatalpınar (Ünye Çatalpınar Köyü) üzerinden Ünye’ye yürüyüşe devam etmeleri emrini verdi.  Bu halde, 92 ve 93’üncü Alayların bünyesinde topçu bataryalarının bulunuyor olması bunların Lâdik-Erbaa-Niksar hattını güçlükle beş günde geçmelerine sebep olmuştur. Fırka karargâhı ve Alayların tüm unsurların Ünye sahasına erişimi ve yerleşimi 28 Eylül akşamına kadar sürmüştür (SELÂHATTİN: s.19).  31’inci Fırka’nın yürüyüşü esnasında askerler arasında firarlar yaşanmış, çoğunluğu bu ahali çocuğu olan askerler arasında evlerine uğrayıp harçlık alıp dönenlerin yanı sıra firardan dönmeyenlerin sayısı da oldukça yüksektir. Firar eden erlerin yerleri depo taburlarından (acemi birliği)  er almak suretiyle dolduruldu (a.g.e:19).

Dönemin tanıklarından Kaymakam (yarbay) Selahattin Bey’in tutmuş olduğu ceride kayıtlarından ve Tbp. Mülazım-ı evvel Mehmet Efendi’nin günlük kayıtlarından anlaşıldığı üzere:

Fırka karargâhı ve 92 ve 93’üncü Alaylar Ünye’ye 6-7 km mesafede, 91’inci Alay’ın 3’üncü Piyade Taburu Karakuş’ta, 2’inci Piyade Taburu Tekkiraz’da, 1’inci Piyade Taburu ise Niksar’da kalan kısmı ise Ünye’de ordugâh kurarak yerleştiler. Sahra Topçu Taburu Havza’da bulunan 31’inci Fırkanın yukarıdaki Alaylarının yanı sıra: 2 Hff. Erzak Kolu, 3 Ağr. Erzak Kolu, 2 Syyr. Hst., 1 Ekmekçi Ks. ve 1 Beygir Deposu da Ünye ve yakın sahasında konuşlandı. Bu evrede 31’inci Fırka Alaylarının mevcudu ise şu şekildeydi: 91’inci Alay 3.335 asker ve 276 hayvan, 92’inci Alay 2.608 asker ve 331 hayvan, 93’üncü 3.213 asker ve 373 asker.

Ekim ayının ilk haftasına gelindiğinde Kolordu’ya dolayısıyla da 31’inci Fırkaya birliklerin dinlenmesi için bir dizi emri verildi. Buna göre: “Araziye ve köylere yerleşim tamamlanacak, er ve hayvanların kötü havalardan korunması maksadıyla köy, kasaba ve şehir imkanlarından yararlanılacak, erler ibadethaneler dahil yararlanılabilir binalara yerleştirilecek aynı şekilde köy ve kasabalarda mevcut ahırlar yeterli olmadığı halde sahra ahırlarını kurulacak, cephane stokları ve nakliye katarları birliklerin gerisinde bulunacaktır...” (SELÂHATTİN: s.20). Binek ve yük hayvalarının ot ihtiyacı ise ağırlıklı olarak Bafra ve Perşembe’den ikmal edilecektir. Bu hususları ihtiva eden Başkumandanlığın 6 Ekim 1914 gün ve 2543 numaralı emrinde; “… bütün birliklerin müteakip emre kadar seferber halde beklemeleri…” de emredilmemiştir.

. . .

91’inci Alay tabibi Tbp. Mülazım-ı evvel Mehmet Derviş Efendi’nin günlüğünde Ünye günleri…

Çalışmanın bundan sonraki kısmında 91’inci Alay tabiplerinden Tbp. Mülazım-ı evvel Mehmet Derviş Efendi’nin (E) Prof.Tbp.Kd.Alb. Metin ÖZATA tarafında derlenen anıların Ünye’ye dair günlük notlarına yer vereceğiz.

Balkan Harbi nihayete ermiş, kıtalar harbin menfi izlerini de beraberlerine alarak barış garnizonlarına çekilmiştir. Büyük ölçüde toprak kaybı yaşanmış ve yüzlerce de şehit verilmişti. Kaybedilen topraklardan göçe zorlanan veya yerleşim yerlerini boşaltan insanlara her yerde tesadüf etmekte mümkündü. Tabip Mülazım-ı evvel Mehmet Derviş Efendi’de Balkan Harbi’nin ardından kıtasından izinli olarak İstanbul’a gelmişti. Ancak Mehmet Derviş Efendi’yi İstanbul’da kötü bir sürpriz beklemekteydi; Barbaros zırhlısında görevli kardeşinin intihara teşebbüs ederek yaralandığı ve tedavi gördüğü bilgisi ile yıkılmıştır. Bir iki hafta süren tedavisinin ardından taburcu edilen kardeşinin hayatta kalışı onun üzerinde bir nebze müspet etki bırakmıştır.

Niksar ve Ünye'de (Eylül 1914): Merkezi Sivas'ta olan 10'uncu Kolordu, bütün tümenlerini Karadeniz sahillerinde topluyor. Bizim 31'inci Tümen de Ünye'ye gidiyor ve Alaylarına orada birleşmek üzere emir veriyordu. Alayın (91) Tokat'tan ayrılması çok heyecanlı oldu. Bütün halk, bilhassa subay aileleri yollara düşmüş, bizi ağlayarak uğurluyordu. Henüz bir harbe girmemekle beraber bu hareketin, bu gidişin ona doğru olacağını şimdiden seziyor ve üzülüyorduk.

Ahtap yoluyla Niksar'a geldik. Burada bir gün kalarak derlendik toparlandık. Bizim 1'inci Tabur'a gelen doktor biraz derbeder bir kişi. Tokat'tan ayrılırken evinin kapısının anahtarını cebinde unutmuş, ailesini bilmeyerek eve hapsedip yola çıkmıştı. Bu, arkadaşlar arasında epey zaman gülmeye neden oldu.

Niksar, içinden Kelkit Çayı akan geniş bir ovaya bakan, küçük, tarihi bir kasabadır. Buradan hareketle Karakuş nahiyesine, oradan da bir ormanlık bölgeyi geçerek Karadeniz yamaçlarına indik ve Ünye'ye vardık. 

Ünye, Karadeniz'in en güzel kasabalarından biri. Tümen birlikleri, kasabadan 6-7 kilometre uzakta. Ünye Deresi'nin iki tarafındaki ağaçlı, gölgeli alanlara yerleşmiş. Bizim Alay da buralarda kendisine bir yer ayırarak çadırlı ordugâhını kurdu. Ben de taburun bir tarafında bir konik çadır içine yerleştim ve etrafıma sıhhiyecileri toplayarak çalışmaya başladım.

Tümenin birlikleriyle bir araya toplanması buraya tam ordugâh manzarası vermiş, herkes talim ve eğitim ile uğraşarak sanki bir kışla hayatı başlamıştı. Karargâhını bir tepenin üstünde kurmuş olan ve yeni gelmiş bulunan kumandan Kurmay Albay Hasan Vasfi Bey buradan her tarafı gözlüyor ve günlük emirlerini yolluyordu. Tümene başhekim olarak da Binbaşı Ruhi Bey gelmişti. Bizim alayın bulunduğu saha, tabiat bakımından çok çekici idi. Yanımızdan akan derenin kenarındaki ağaçların gölgeleri suya düşüyor, hoş bir manzara meydana getiriyordu. Bununla beraber, Tokat'tan ayrılış dolayısıyla herkeste bir durgunluk ve genel durum bakımından da endişe vardı. Hele ağızdan ağza dolaşan rivayetler, bizi daha çok üzüyordu. Güya kolordunun Karadeniz sahillerinde birikmesi herhangi bir çıkarma meselesiyle ilgili imiş. Hatta Rusya sahillerine çıkarılmamızın bile ihtimali varmış.

Bu sırada izin yasak olduğundan, asker arasında hasta ve kaçma çoğaldı. Tabiatıyla "yalandan hasta" olma da arttı. Bizim askerin saflığını gösteren bu yalancı hastalık örneklerinden birini daha anlatayım: Bir gün çadırımda otururken 3'üncü Bölükten bir askerin bayıldığını haber verdiler. Koştum; askeri, çadırında arkadaşları arasında muayene ettim. Asker, acemice bir sara (epilepsi) nöbeti taklidi yapıyor, ağzından köpükler (GNKUR. Bir Doktorun Harp ve Memleket Anıları, Derleyen: (E) Prof.Tbp.Kd.Alb. Metin ÖZATA. Gnkur Basımevi. Ankara. 2009. S.72) çıkarıyordu. Fakat diğer belirtileri uyduramadığından, onun yalancılığı derhâl belli oluyordu. Bu askerin "yalandan hasta" olduğunu yüzbaşısına bildirdim. Aradan iki gün geçti. Askerin tekrar bayıldığını söylediler. İddiamı tekrar ettim. Fakat yüzbaşı, bu sırada böyle askerlerle uğraşamam, alın hasta ise tedavi edin değilse hakkında işlem yapın, diye askeri bana yolladı. Yüzbaşı haklıydı. Askeri aldım. Sıhhiyecilerin yanında ayrı bir çadırda yatırarak yine perhize tabi tuttum. Yalandan hasta olanları söyletmek için benim de yegâne silahım bu idi. Üç gün geçtiği hâlde asker çadırda istirahat ediyor, sabırla neticeyi bekliyordu. Arkadaşlarının ona yardım ettiğini, yemek verdiklerini anladım. Perhizi, ayrı kalmasını biraz daha sıkı tuttumsa da yine nöbetlerini devam ettiriyordu. Fakat bir hafta sonra direnci kırıldı. Köyünde unuttuğu En'amı (Bazı Kur'an surelerinden oluşan küçük kitapçık) gelmedikçe bu hastalıktan kurtulamayacağını haber verdi. Mesele halledilmişti. İki gün sonra bayıldığını tekrar bildirdiler. Masanın üstünde bulunan ufak formüllerimi hemen bir beze sararak hastanın yanına koştum. Sıhhiyecilere hitaben: "Çok şükür bir En'am buldum, getirdim. Şimdi bunu koltuğunun altına koyacak olursam derhâl ayılacak." dedim ve formülleri koltuğunun altına sıkıştırdım. Hasta hemen açılarak: "Allah razı olsun." diyerek elimi öpmeye başladı. Ben de: "Acele etme, bu En'am değil, Fransızca bir kitaptır." diyerek formülleri meydana çıkardım ve orada hazır olanlara gösterdim. Bu durum karşısında suçunu itiraftan başka çare bulamadı. Zavallının maksadı köydeki nişanlısını bir defa daha görmek imiş. İzin verilmediği için bu yola sapmış.

Ekim 1914:Bir gün vizitede asker arasında bir iki dizanteri vakası gördüm, şüphelendim. Birkaç gün sonra vakalar artmaya başladı. Hemen tümen başhekimine bir rapor vererek alayda bir haftadan beri sık sık dizanteri görüldüğünü; bunun, birliklerin dere üzerinde toplanmasından, yukarıdakilerin kirletip aşağıdakilerin içmesinden ileri geldiğini, böyle devam edecek olursa hastalığın daha da artacağını, bunun için birliklerin dere üzerinden kaldırılmasının zorunlu olduğunu bildirdim. Şarköy'deki tifüs meselesinden canım yandığından raporu böyle kesin bir tarzda yazmaya mecbur oldum. Arkadaşım Dr. Abdullah, durumu idare etme taraftarı idi. Olayı sadece bildirerek neticeyi yüksek makamlara bırakmak istiyordu. Bu sebepten, raporu yalnız başıma yazdım. İki gün sonra tümen başhekimi aracılığıyla tümen kumandanının çadırlı karargâhına çağrıldım. Ruhi Bey telaşlı görünüyordu. Beni kumandanın yanına götürdü. Kumandan sert bir ifade ile raporuma itiraz etti. Birliklerin bir taktik zorunluluk nedeniyle dere kenarına toplandığını, denizden görünmemizin sakıncalı olduğunu, bunun için burada kalarak hastalığa karşı gereken tedbirlerin alınmasını emretti. Ben hiçbir şey söylemeden yanından çıkıp tabura geldim. Fakat nasıl (GNKUR. Ankara. 2009. s.73) olduysa iki gün sonra kolordudan bir bakteriyolog gelerek inceleme yaptı. Neticede hastalığın dizanteri olduğu ortaya çıktı. Sonradan kolordunun, birliklerin dere üzerinden süratle uzaklaştırılmaları hakkındaki emri geldi. Bunun üzerine denizden görünmeyen ve dereden uzak olan yerlere çekilmek suretiyle ordugâh değiştirildi. Ben de davamda haklı çıktığımdan, bir salgının önüne geçtiğimden dolayı memnun ve müsterih oldum. Bir tabur tabibinin de meslek hayatında kavuşacağı en büyük manevi ödül bu idi. Sonbahar yağmurları başlamış, ordugâhımız çamur içinde kalmıştı. Artık bu beklemeden, bu kararsız durumlardan bıkmış usanmış, ne olacaksa olsun demeye başlamıştık. O zaman Avrupa ateş içinde yanıyor, Almanlar sağa sola saldırarak harp ediyorlardı. Biz de onlarla savunma ittifakı yaptığımızdan, taarruz edecek düşmana karşı rahat rahat hazırlık yapmamız, çalışmamız gerekirken denizden görünmeyelim diye kötü şartlar altında kendimizi yıpratıp duruyorduk.

Birkaç gün sonra, tümenimizin Niksar'a çekilerek orada kışlayacağı ve konak yerlerinin ayrılması ve temizlenmesi için de benim memur edildiğim, tümenden gelen emirden anlaşıldı. Bir subay ve beş on askerle hemen Niksar'a gittim. Ova köylerini gezip yerleri ayırmaya başladım. Fakat bir gün sonra acele biçimde tümene katılmam hakkında bir telgraf aldım. Durumun değiştiğine hükmederek Ünye'ye döndüm.

10 Kasım 1914: Amiral SOŞON, emrindeki Yavuz ve Midilli ile Karadeniz'e açılıp Rus donanması Boğaz'a torpil döküyor, bahanesiyle Sivastopol, Odesa, Novorossisk limanlarını bombardıman etmiş ve birkaç Rus gemisini de batırdıktan sonra İstanbul'a dönmüş. Bu şekilde, bizi derhâl harbe sokarak amacına ulaşmıştı. Bu baskından habersiz olan hükûmet, Ruslara uyarı vermek, hasarı tazmin etmek, bundan sonra böyle hareketlere mâni olacağını bildirmek suretiyle işi görüşme yoluyla halletmek istemişse de Ruslar artık zamanın geçtiğini beyan ederek Erzurum'dan sınırımıza saldırmak suretiyle harbe başlamışlardı.

Birinci Dünya Harbi (11 Kasım 1914): Padişahın, İtilaf devletlerine harp ilan edildiğine dair kararı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın orduya beyannamesi yayınlandı (GNKUR. Ankara. 2009. s.74)

“Sevgili vatanımızın barış yolunda ilerlemesi için çalışırken Avrupa’da büyük bir savaş başladı. Allah’ın yardımı ile mukaddes hukukumuzu korumak için bütün evlatlarımı silah başına çağırdım. Seferberlik, daha haftası bitmeden önce o kadar çok genç silahaltına deldi ki, ordunun ilk ihtiyacı doldu. Milletimin gösterdiği bu gayret ve samimiyet karşısında çok duygulandım. Gerektiğinde tekrar silah başına çağrılmak üzere şimdilik fazla olan eğitimsizlerden yaşlılarına geçici olarak izin verilmesini bildirdim. Memleketine gidenler, silahaltında bulunan kardeşlerinin tarlalarındaki işlerini yapsınlar. Devletim, barış içinde yaşamak istiyor. Allah’ın izni, Peygamber’in yardımı, milletimin gayret ve sevgisiyle memleketimizi ve hukukumuzu her durumda koruyabileceğimize eminim. Bütün evlatlarıma selam ederim. Asker evlatlarımdan, büyüklerinin sözünü sözüm gibi kabul ederek gayretle her işte emre uygun davranmalarını ve gerektiğinde ölüme karşı bile hep birlikte gitmelerini kesinlikle gerekli ve hak yolunda atalarımız gibi sabırla çalışacak olanlarla ordumun görevini yapacağına eminim. Allah yardımcınız olsun…” Başkumandan Vekili Enver (SELÂHATTİN: s.4)

Erzurum'a Hareket (12 Kasım 1914): Tümenimiz Ünye'den Erzurum'a hareket için emir aldı. Zaten harekete hazır durumda idik. Hemen Karakuş yoluyla Niksar'a doğru yola çıktık. Yol boyu devamlı ormanlık. Yol, Halil Rıfat Paşa zamanından kalma bir şose. Virajları döne döne yokuşlara çıkıyoruz. Sonbaharın bu yağmurlu günlerinde, bu sık ormanlar içinde harbe giden bir alayın yürüyüş kolunun içinde bulunmak, insana güven veriyordu. Askerin hâli yine değişti. Onlara bir canlılık geldi. Türkülere başladılar. Yanık yanık söyleyip duruyorlar. Ben de taburun arkasında düşüne düşüne gidiyorum.

Niksar'da bir gün kaldık. Eksiklerimizi tamamladık. Buradan Reşadiye, Koyulhisar, Suşehri, Refahiye, Erzincan, Tercan yoluyla Erzurum'a gideceğiz; yani Kuzey Anadolu'nun yarısını batıdan doğuya yürüyeceğiz. Niksar'dan sonra Kelkit Vadisi'ni takiben ilerliyoruz. Bereket versin, yürüyüş için en uygun hava. Ne sıcak ne soğuk. Asker çok dinç. Askerlerin sırtlarındaki silah ve savaş teçhizatı yürüyüşlerindeki ahenk ve dengeyi artırıyor; yüzleri tunçlaşmış, vücutları çelikleşmiş, devamlı adımlarla rap, rap! Yürüyorlar. Akşam konak yerlerine vardıkları zaman, tam kalorili yemeklerini yedikten ve iyice istirahat ettikten sonra, ertesi gün daha neşeli, daha kuvvetli bir hâlde yürüyüşe geçiyorlar.

Köylerde konaklama şekli şöyle oluyor: Konakçı subayı; alaydan aldığı direktif üzerine yanına iaşe subayı, tüfekçi ve subay emir erleriyle küçük ağırlığı alarak sabah erkenden kalacağımız köylere gider. Oraya varınca önce alay karargâhına, tabur, bölük kumandanlarına, tabur tabiplerine odalar ayırarak kapılarını tebeşir ile işaret eder. Sonra askerin, hayvanların yerleri hazırlanır. Köyün uygun bir yerinde büyük kazanlar kurularak o günkü yiyecek çıkarılıp yemekler pişirilir. Akşamüstü taburlar hedefe varınca köyün başında karşılanıp herkes yerine yerleştirilir. Odamıza girince her şeyin tanzim edildiğini, ocak başına portatif karyolamızın kurulduğunu, bir rahata kavuştuğumuzu görürüz. Biraz istirahatten sonra ayak vizitesi başlar. Yürüyüş esnasında ayak vuruğu büyük bir miktar oluşturur. Kimisinin ayağını yıkatırız, kimisine tentürdiyot süreriz, kimisine de pansuman yaparak onu yarınki yürüyüşe hazırlarız.

Akşam ezanından sonra oda sahibi görünür. Hatır sorduktan sonra ortaya sofra konur. Üstüne bir kâse çorba veyahut bir sahan bulgur pilavı ile sac ekmekleri sıralanır. Etrafına da peynir, yoğurt gibi şeyler dizilir. Afiyetle yenir. Yemekten sonra kahveler içilerek günün meseleleri konuşulur. Köyün bu orta hâlli adamları bu misafirperverliği öyle sade, öyle alışık bir tarzda yaparlar ki bunun kendilerine atalarından kalma bir adet (GNKUR. Ankara. 2009. s.75).

Tabip Mülazım-ı evvel Mehmet derviş Efendi 31’nci Fırka’nın Erzurum hattına gidiş güzergâhını Niksar üzerinden tarif etmiş olsa da 31’inci Fırka’nın Ünye’den ayrılışı şu şekilde olmuştur:

Takvim 16 Ekim 1914 gününü gösterdiğinde Ünye’de ordugâh kurmuş olan 31’inci ve Samsun ve Giresun mıntıkasındaki 30, 32 Fırkalar için Ordu Kumandanlığı farklı planların etüdü içerisinde idi. Kış ayının yaklaşmış olması Karadeniz dağları ile sahil arasında bulanan Fırkaların hareket kabiliyetini kısıtlanacağı hatta iki hat arasında sıkışacakları herkesçe bilinen bir durumdu. Diğer taraftan Kafkas ve Doğu hattında bulunan Rus kuvvetlerindeki hareketlilik takip edilmekte ve mevcut taarruz, savunma, takviye ve ihtiyat planları ise güncelliğini yitirmekteydi.

Ordu, 10’uncu Kolordu Kumandanlığına 16 Ekim 1914 günü gönderdiği emrile; “…Kolordu birliklerinin hem doğuya kadar sevki ve hem sahilde toplanması ihtimalleri göz önüne alınarak kış için en iyi konak bölgesi hakkındaki Kolordu görüşünün bildirilmesini” emretmiştir. 10’uncu Kolordu; “ kışın doğuya doğru top ve arabaların intikal edebilecekleri en uygun yolun Sivas-Erzincan şosesi olduğunu değerlendirdiklerini bu nedenle de Fırkaların bu yola yakın sahaya yaklaştırılmasının uygun olacağını değerlendirmiştir” (SELAHATTİN: s.20) . Kolordu bu görüşüne ilaveten Ünye’deki 91:92:93. Alayların kış tertiplenmesi maksadıyla Niksar ve Tokat sahasına çekilmelerini etüt etmiştir. Bu durumda Erzincan üzerine gerçekleştirilecek bir yürüyüşte 3 ilâ 4 gün kazanılmış olacak, 31’nci Fırka kıtalarının dağlık bölgelerde zorlu kış şartları ile mücadele etmeleri engellenmiş olacaktı.

Kolordunun teklifi bu yönde olmasının yanı sıra alaylar Şebinkarahisar-Koyulhisar-Niksar-Havza hattının kuzeyindeki mevcut durumlarını koruyacak, 10 km saha içerisindeki köy ve kasabaların imkânlarından istifade edeceklerdi.

En başından itibaren ne zaman nerede bulunması gerektiği, ne zaman nereden nereye sevk edilmesi gerektiği netleşmeyen Kolordu birlikleri bu kararsızlıkla bulundukları köy ve kasabalarda beklemede idi.

Diğer taraftan 1’inci Ordu Kumandanı Mareşal Liman von Sandres 26 Ekim tarihli raporunda: “ Bir savaş durumunda 10’uncu Kolordu’nun çok uygun olmayan bir hal alacak durumuna dikkat çekmek isterim. Şimdiki duruma göre, Kolordu kötü havalardan ve düzensiz yollardan dolayı ne doğuya ve ne de batıya zamanında yetişemeyecektir. İleride deniz yoluyla nakliyatın mümkün olup olmaması hususundaki birçok durum ve şartlar belirsizdir… Özellikle dün (25 Ekim) 3’üncü Ordu Kurmay Başkanı Yarbay Guze’den aldığım raporda; Rusların Kafkasya’da bizim kuvvetlerimizden yaklaşık olarak iki kay fazla bir düzenli kuvveti bildirdiğinden Kolordunun Trabzon veya Bayburt’ta toplanmasını askeri açıdan çıkarlarımız için gerekli görüyorum… Yapılan teklif, uygun bulunmadığı halde Kolordunun derhal batı harekât alanına naklini, ani bir savaş çıktığında bu kuvvetin muhabereye katılımına engel olacak şimdiki durumuna göre daha avantajlı ve menfaatimiz gereği görüyorum…” demektedir.

31’inci Fırka Ünye’de, donanma Sivastopol’da… Kızılca kıyamet…

Rus Donanmasına ait limanların Osmanlı Donanması tarafından bombardıman edilmesi: 21 Ekim 1914 günü Donanmanın Alman Kumandanı Amiral Souchon, 1’inci ve 2’nci Fırkaların manevra için Karadeniz’e çıkacağını bildirmiş, verilen izin üzerine donanma Karadeniz’e çıkmıştır. Bu tarihten sonra bu gemiler boğazdan bir daha giriş yapmayacaklardır.

22 Ekim 1914’de Başkumandan Vekili Enver Paşa, donanmanın Alman amiraline gönderdiği şifreli telgraf ile “ Donanmay-i Hümayun Karadeniz’de Hâkimiyet-i bahriyeyi kazanacaktır. Bunun için Rus Filosunu nerede bulursanız i’lanı harp etmeden ona hücum ediniz” emrini verir. Bunu, Bahriye Nezaretinin kişiye özel olarak gemi kumandanlarına yolladığı “Birinci Daire, 1571 sayı ve 24 Ekim 1914” tarihli bir emir izledi. Bu emirde ise: “donanmanın eğitim için Karadeniz’de bulunduğu sırada Amiral Souchon tarafından verilecek emirlere hiçbir değişiklik yapmadan uyulması ve bu hususta kesinlikle duraksama gösterilmeyerek, emirlerin gereğinin her çeşit durum ve koşullar içerisinde yapılması” istenmekteydi. Başlangıçta eğitim faaliyeti adı altında Karadeniz’e açılan Osmanlı Donanması resmen Rus gemilerini vurma emrini almıştır. 27 Ekim’de donanma gerçek mühimmat ile atış talimi yaparak muhtemel bir deniz savaşına hazırlanmaya başladı. Türk gemileri harekât yapacakları Rus limanlarına doğru seyrederlerken, Rus filosu da denizde ve ertesi günü de Sivastopol’a dönmüş bulunmaktaydı. Sivastopol Limanında sürekli faaliyette bulunulması, bir yardımcı kruvazörün mayın yüklü oluşu ve Prut adlı bir mayın gemisine mayın yükleme işinin devam etmesi ve ertesi günü Sivastopol açığındaki filoya katılmak üzere Yalta’ya gönderilmiş olması alınan istihbaratlar arasındaydı. Bir an önce tekrar denize açılmak gayretinde olan Rus filosunun bu hazırlık safhası İstanbul Boğazı’na karşı bir mayınlama harekâtına hazırlanıldığını göstermekteydi.

27 Ekim 1914 günü öğleden sonra, Yavuz, Midilli, Hamidiye, Berk-i Satvet, Peyk-i Şevket, Gayret-i Vataniye, Muavenet-i Milliye, Taşoz, Samsun, Nilüfer ve Samsun mayın gemileri Kilyos Kısırkaya önlerinde toplandı. Saat 15.45’te Yavuz’da gemi kumandanlarıyla bir toplantı yapılarak kendilerine Bahriye Nezaretinin yukarıda adı geçen emri ile Donanma Kumandanlığının 27-29 Ekim günlerine ait harekât emri verildi. Bundan sonra gemiler, yapacakları baskın ve mayın harekâtları için Rus limanlarına doğru yollandılar… Türk filosunun taarruzundan sonra Rus Genel Karargâhının yayınladığı bildiriye göre; “28 Ekim akşamı Bulgaristan ve Romanya açıklarından Sivastopol’a dönmüş olan Rus filosu 29 Ekim saat 05.00’te, Odesa’ya yapılan baskından haberdar olmuş ve Sivastopol’da silah başı yapmıştı. Rus Donanması bu sayede saat 07.00’ye doğru bu limanı bombardımana başlayan Yavuz’u, hazırlıklı olan tabyalarının ateşi ile karşılamıştı. Aynı zamanda bir muhrip filotillası Yavuz üzerine gönderilmiş ve fakat bu geminin şiddetli ateşi karşısında filo geri dönmek zorunda kalmıştı. Bu çatışmadan sonra denize açılan Rus filosu, Türk gemilerini takibe kalkışmışsa da bunların üslerine dönmeleriyle bir sonuç elde edememişti. Bildirge de diğer bazı Rus limanlarının da bombardıman edilebileceğini ve tespit edilen insan kaybının 38 ölü ve 15 yaralıdan ibaret olduğunu” belirterek sona ermekteydi.

30 Ekim 1914 akşamı İstanbul’daki İngiliz Büyükelçisi hükümete bir nota vererek “Rusya’ya karşı sebepsiz yere ve kışkırtmasız yapılmış olan tecavüzden temize çıkmak ve bu harekete katılmadığını kanıtlamak için tekrar tekrar verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesi, yani on saat içinde Yavuz ve Midilli personelinin yurt dışına çıkarılmasını, bu yapılmazsa pasaportlarını isteyeceğini” bildirdi. Bu isteğin yerine getirilmemesine rağmen İngiltere durumun kurtarılacağını ummakta idi. Fakat Rusların müttefiklerine danışmaksızın 1 Kasım’da Kafkasya’dan karşı taarruza geçmeleri ve Köprüköy istikametinde ilerlemeleri ile bu umut kayboldu. Aynı tarihte Rus elçisinin İstanbul’dan ayrılışını, 1-2 Kasım’da İngiliz ve Fransız elçileri takip etti. 2 Kasım’da İngiltere, Fransa, Rusya, Belçika, Japonya, Sırbistan ve Karadağ, Osmanlı Devleti ile siyasi ilişkilerini kestiler. İngiltere ve Fransa’nın harp ilânı 5 Kasım 1914’e kadar ve buna karşılık Osmanlı Devleti’nin harp ilânı da 11 Kasım 1914’e kadar gecikti. Fakat Rusların Kafkas sınırını geçmeleri ile Rus Çarlığı 1 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilan etti. Aynı tarihte Rus orduları Batum, Ardahan ve Kars üzerinden topraklarımıza girmiş oldular…(“Sivastopol’dan Sarıkamış’a Giden Yol”, Ordu Hayat Gazetesi, 22.12.2022, e-gazete Sayı: 5026) .

 

Kafkasya’nın kilidi kırıldı… Ruslar hududu geçti…

01 Kasım 1914…3’üncü Ordu’nun takviyesinde bulunan 10’uncu Kolordu 3’üncü Ordu’nun emrine giriyor.

Rusların Karadeniz’de yaşanan baskın olaylarının ardından sınırımızı aşarak topraklarımıza girmiş olmaları bu tarihe kadar 10 Kolordu birlikleri üzerindeki belirsizlikleri kaldırmış ve artık Kolordu ve fırkaları sahildeki ordugâhlarını boşaltacak ve doğu cephesine gideceklerdir. Samsun sahasındaki 32 ve Giresun sahasındaki 30’uncu Fırkaların yaşadığı süreç bir tarafa biz konumuz olan 31’inci Fırka’nın Ünye’den ayrılışına değineceğiz;

Ruslarla fiili çatışmanın başlamasının ardından 3’üncü Ordu Kumandanlığı, Kolordu’dan 31’inci Fırka’nın Ünye’den ne şekilde ayrılacağının bildirilmesini talep etti. Kolordu cevaben sahra topçu taburu hariç tüm kıtaların denizden Trabzon’a sevk edilebileceğini bildirmiştir.

Zamanla görülecektir ki; 31’inci Fırka’nın 3’er taburlu (her taburda birer de makineli tüfek bölüğü mevcut) 3 alayının deniz yoluyla sevki mümkün olmayacak yalnızca 2 alay deniz yoluyla Ünye’yi terk edecektir (SELAHATTİN: s.20) .

Dönemin harekât ve seyir planları incelediğinde; Hamidiye’nin 9 ve 11 Kasım 1914 tarihlerinde Ünye ve Trabzon arasında nakliyatta, Midilli’nin ise Hamidiye’nin 9 Kasım 1914 tarihli nakliyatı sırasında Ünye-Trabzon seyrinde refakatte bulunduğu görülmektedir (VIII. Cilt. DH.1976.s.80, Kroki-3). Bu planlar incelendiğinde; 6/7 Kasım gecesi Trabzon’dan Poti önlerine giden Midilli’nin 8 Kasım gece 01.00 sularında Ünye önlerine gelerek Hamidiye’nin refakat görevini üstlendiği görülmektedir (VIII. Cilt. DH.Kroki-3). 9 Kasım 1914 tarihinde Ünye’den Trabzon’a sevk edilen askerleri yalnızca Ünye’de konuşlu 92 ve 93’üncü Alay’ın efradı olarak değil, Sivas, Niksar, Amasya’da konuşlu askeri birliklerinde nakli yönünde değerlendirmek doğru olacaktır (VIII. Cilt. DH.1976.s.639).

31’inci Fırka’ya verilen 8-9 Kasım 1914 tarihli emirle; sevkiyat için Millet, Akdeniz, Bahriahmer, Bezmialem ve Mithatpaşa vapurlarının tahsis edildiği Tümen Karargâhı ve 92:93’üncü Piyade Alayları ile topçu taburunun (dağ taburu), süvarilerin imkan dâhilinde vapurlara bindirilmesi, vapurlara bindirilemeyen mevcudun ise bir kısım kıtaları Niksar’da bulunan 91’inci Alayın karadan doğu cephesine gönderilmesi istenilmiştir (SELAHATTİN: s.33) .

Kasım 1914’ün başında karargâhta ve Ünye’de bu nakliyat trafiği yaşanırken; Zonguldak’ı ilk kez bombardıman etmekle görevlendirilen Rostislav muharebe gemisi ile Kagul kruvazörü, 4 Kasım’da Sivastopol’dan hareketle 6 Kasım’da Zonguldak açığına geldi. Zonguldak mendireğinin hedefteki Türk gemilerine atış olanağını kısıtlamasından dolayı saldırıdan sakınan Rus muharip gemileri, iki kömür nakliye gemisini ve sonra da Trabzon’a gitmekte olan üç büyük taşıt gemisi Mithatpaşa, Bezm-i âlem ve Bahr-i ahmer’i batırdılar (VIII. Cilt. DH.1976.s.87). Bu saldırıda 220 nefer şehit olmuştur. İstanbul’dan refakat gemisi olmadan Karadeniz’e açılan bu üç geminin de saldırıya uğrayıp batırılmasalardı Ünye’ye yanaşacaklarını o dönem Mithapaşa vapurunun kâtibi olarak vapurda bulunan Hasan Basri Efendi’nin seyahatinin başlangıcında ve esir kampında tuttuğu notlarından anlamak mümkündür: “…6 Kasım 1914… 24 Cuma-(Bâdî-i felâket –felaketin başlangıcı-)… Dersaadet’in verdiği kapalı zarf küşat edilerek –açılarak- doğu Ünye’ye gideceğimiz, orada Onuncu Kolordu Kumandanının emrine tâbi olacağımız muharrer idi…” (Bir Gemi Kâtibinin Esaret Anıları, Hasan Basri Efendi, Hzrl: Bedrettin Görgün, Yapı Kredi Yayınları, s.17). Bu cümleden anlaşılacağı üzere 31’inci Fırka’ya 8-9 Kasım 1914 tarihinde verilen emirde; sevkiyat için tahsis edildiği ifade edilen Bahr-i ahmer, Bezm-i alem ve Mithatpaşa vapurları Ünye’ye gelemeyeceklerdi…

31’inci Fırka’nın tahsis edilen vapurlarla Ünye’den nakli başlamış; beş vapurla bir seferde 17.700 asker, 1600 hayvan ve 230 araba ile 8 top taşınabileceği hesap edilmektedir.

Ünye sahiline yerleştirilen bir makineli tüfek bölüğünün emniyeti sağlandığı şartlarda; 9 Kasım’da, 5-8 Kasım günlerini Vona’da geçirerek (age.32) Ünye’ye yanaşan Millet vapuruna 91’inci Alay’ın Ünye’de konuşlu 1’inci Taburu, 22 subay, 905 er, 40 hayvan bindirildi. Hamidiye’nin refakat ettiği Millet vapuru Ünye’den ayrılarak 10 Kasım günü Trabzon’a doğru seyre başladı. 11 Kasım’da Trabzon’a ulaşan Millet, Ünye’den yüklediği vatan evlatlarını burada karaya çıkartmıştır. 91/1’inci Piyade Taburu ile başlayan deniz nakliyatının ardından tahsis edilen vapur ve muharip gemilerle kıtaların Ünye’den nakliyatı devam ederken 91’inci Alayın diğer taburları ile 31’inci Fırka’nın deniz yoluyla nakledilemeyen diğer kıtaları Niksar-Koyulhisar-Karahisar-Erzincan hattını takiben Doğu Cephesi’ndeki ilk tertiplenme sahasına intikal etmekteydiler…

Ünye’den Trabzon’a gerçekleşen asker sevkiyatı her ne kadar koruma altında gerçekleşiyor olsa da Ekim baskınının şokunu üzerinden atan ve Amiral Andrei Avgustovich Ebergard emrindeki Karadeniz donanmasını bir an evvel harbin şartlarına göre tertipleyen Rus hükümeti, Karadeniz’de Türk ve ortağı Alman donanmalarını tehdit eder hale geldikleri kısa zamanda hissedilecektir  (VIII. Cilt. DH.1976.s.312). 3’üncü Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın Başkumandanlık Vekâlet’ine (İstanbul) çektiği 24 Teşrin- evvel 330 (6 Kasım 1914) tarihli telgrafta “3/4 Kasım gecesi saat beş civarı beş bacalı bir Rus gambotunun Ünye önüne geldiğinden bahsediyor olması bu tarihlerde Ünye’den gerçekleşen asker nakliyatının nedenli riskler taşıdığının anlaşılması noktasında örnek bir vakadır (ÜNALP, F. Rezzan, Trabzon'un İşgalinden Harşit Savunmasına Birinci Dünya Harbinde Karadeniz. Serander Yayınları. Birinci Baskı. Trabzon. 2018. s.32). Nakliyataki risklere bir başka örnek olarak şunu da ifade edebiliriz: 9 Kasım günü Ünye’ye yanaşan Millet vapuru esasen 6 Kasım günü 30’uncu Fırkanın Ordu’da bulunan 94’üncü Alay’ının asker ve hayvanlarını yüklemişti. Ancak sevkiyatın refakat gemileri himayesinde gerçekleşmesi gerekirken düşman gemilerinin faaliyetleri nedeniyle refakat gemisi verilemeyeceği öğrenen alay kumandanı Alayını vapurdan indirmiştir (SELAHATTİN: s.31-32) .

(ÜNYE)


O dönem Midilli’de telsiz astsubayı olarak görev yapan Alman astsubay Hans Huner o günleri 1928 yılında yazdığı kitabında şu sözlerle anlatmaktadır:  “…Akşama doğru son vapur da Trabzon’dan hareket ettiği için Midilli serbest kalmış ve misilleme için yakınlarda bulunan Rusların ilk önemli limanı olan “Poti”yi hedef tutmuştu. Ayın 7. günü toplarımız yine konuşacaktı. Hava kararmaya başladığı sıralarda yarım yolla kararlaştırdığımız yere doğru seyrediyorduk. Savaş vardiyası saat 4’de nöbet değiştirdiler. Bu sıralarda düşmanın Batum önündeki karakol gemileri ışıldaklarla etrafı araştırıyor, düşman korkusunu bu suretle yenmeye çalışıyordu. Fakat bugün için onlara ayıracağımız vaktimiz yoktu. Midilli bir kere daha buraya gelecekti, biz seyrimize son süratle devam ediyorduk. Sabahın erken saatlerinde aniden Poti limanı önünde görünüverdik, bu cidden görülecek bir gündü, yağmur ve karla karışık fena bir hava vardı, Potinin denizi de pek kirliydi, bulanık ve sarı renkte sanki zehirle karışık bir suyu vardı. Muhtemel bir mayın sahasına süratle düşmemek için limana yavaş yavaş sokuluyorduk, gayet ağır bir yolla Potiye iyice yaklaştıktan sonra ateş altına alınacak hedefleri araştırmaya başlamıştık, fakat bunu çabuk bulduk, emirler hemen toplara intikal etti, bombardıman başlamıştı!

Toplarımızın havayı yırtarcasına gürlemeleri sabahın sessizliğini yırtmış, karadakiler bizim liman önlerinde görünmemizin ne demek olduğunu şimdi anlamıştı. Salvolarımız uzakta gayet net olarak görünen kara tahkimatı üzerinde şiddetle patlıyor, infilâkların çıkardığı yankılar bütün sahil boyunca gök gürültüleri gibi uzayıp gidiyordu. Artık karadakilerin de harekete geçtikleri görülüyordu, karşıdaki tabiyeler arkasında parlamalar oluyor, düşman mermileri gittikçe bize yaklaşarak suya düşüyordu. Biz hedefe 2000 metre mesafedeydik, Ruslar salvo üzerine salvo yağdırıyor, mermiler de gittikçe bize yaklaşıyordu. Bu sırada tam 50 metre önümüze bir salvo düşmüş, vurduğu yerde paralanarak büyük girdaplar açan, zehirli sarı suları sütunlar halinde yukarı fışkırtan mermi parçaları bize zarar vermeden geminin bordasına çarpmıştı. Bizim orta bataryalarımızın attığı birkaç mermi tabiyelerin tam ortasında patlamış ve buradaki Rus bataryalarında müthiş tahribat yapmıştı. Karşıdaki düşman bataryalarının bir kere daha parladığı göründü, bu sefer iyi nişan almışlardı, mermilerden bir tanesi gizdeki bayrağı sıyırarak geçmiş ve pek yakın arkamızda denize düşerek paralanmıştı. İkinci bir düşman mermisi de bulunduğumuz yerin çok yakınından geçerek geminin kıçından 20 metre mesafede suda patlamıştı, birkaç salvo da yükleme ve boşaltma tertibatımızda hafif hasar meydana getirdi. Sahildeki deniz fenerinin yanında bir top grubu bulunuyor ve bize müthiş ateş yağdırıyordu, bu sırada cephane eri Backer, kıç üstündeki makineli tüfekle eline aldığı uzun mermi şeridini bize göstererek: “Durun şimdi size yardım edeceğim!” diyordu, tesadüfen bu sırada düşman ateşi de kesilmişti. Limanda hiçbir gemi bulamamıştık, artık bizim görevimiz de sona ermişti, yüksek hızla Rus sahillerinden uzaklaştık. Buraya gelmesi muhtemel gemileri yakalamak amacıyla uzun süre yakınlarda dolaştıksa da hiçbir tarafta herhangi bir gemi izine delalet edecek ufak bir duman bulutu dahi görmedik. Gizde yırtılmış olan hilalli bayrak dalgalanıyordu! Bu sırada bir emirle bizi Ordu’ya çağırdılar, birkaç yüklü geminin yola çıkarıldığı bildiriliyordu, komutanımız gemiyi Ordu’ya götürerek demirledi, burada yola çıkarılan gemilerin gelmesini bekledik. Rus gemileri kömür almak için Sivastopol’da bulundukları için ortada görünmüyorlardı. Sessiz geçen sabahı hareketli bir öğleden sonra izledi, Midillinin savaşçı personeli hallerinden çok memnundular, çok sevdiğimiz Kapello, orta güverteye bandosunu toplamış uzun saatlerden beri bize güzel havalar çalıyordu, bugün için bize bilhassa çok heyecanlı havalar seçmişti, görevini bitirdikten sonra bando idare yerinden aşağı inerek arkadaşı Fritz’in yanında biraz hoşça vakit geçirdi.

Ertesi günü yine demir alındı, bu sefer batıya doğru ve sahile yakın olarak seyrederek küçük bir şehir olan Ünye’ye gelerek demirledik ve burada bir gün kaldık. Biz burada iken “Akdeniz” ve “Millet” vapurları da Ünye’ye geldiler, içleri tıklım tıklım at ve askerlerle doluydu, hemen boşaltma işine başlandı. Mavnalar bunlara yanaşarak aldıkları harp malzemesini karaya çıkarıyorlardı, boşaltma işi açıkta yapılıyordu, çünkü limanın iskelesi yoktu, buna rağmen gemilerin boşaltma işi sürat ve güvenle yapılıyordu. Vapurlar tamamen boşaldıktan sonra komutanımız onlara boğaza dönmeleri için emir verdi. Bizim kömür stoklarımız da bitmek üzereydi, yani geriye dönmek zorunluğundaydık, buradan bir kere daha Trabzon’a giderek son vapurun da bütün yükünü boşaltmasına o kadar burada kaldık. Bu arada Midilli ve Hamidiye 5000 askerin tertiplendikleri yere kadar nakliyatına nezaret etmiş ve Rusların herhangi bir taarruzuna karşı onları koruma görevi yapmıştı. Bütün gemilerin boşaltma işi bitip geri dönmeye başlanıldığı vakit, konvoyun komutanı olan komutanımız Hamidiye’ye de geri dönme emri verdi. 12.11 günü gece yarısı hep birlikte yola çıktık, gemimizde kalan muazzam Kafkas dağları bir siluet gibi simsiyah hatlarıyla uzaktan belli oluyordu. Yolda uğradığımız limanlardan unutulmaz anılarla ayrılıyorduk, nereye uğrasak hemen etrafımızı kayıklar sarıyor ve yerli halk bize bir sürü yiyecek getiriyordu, ağzına kadar dolu heybelerde ceviz, incir gibi çeşitli yemişler de bulunuyordu. Bazıları koyun da getiriyordu, bunlar bazen on ve hattâ ondan da fazla oluyordu…” (“Harb-i Umumi’de Ünye ve Ünyeliler” Ordu Hayat Gazetesi, 16-17-18.02.2023 Sayı: 5075, 5076, 5077.)

 

KAYNAK KİTAP, DERGİ ve MAKALELER

ATABEY, Figen. Karadeniz’de Türk Donanması (Birinci Dünya Harbi ve Milli Mücadele Dönemi). Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi. 2006.

Atatürk Araştırmaları Merkezi. ‘’100.Yıl Münasebetiyle 1.Dünya Savaşı’nda Kafkas (Doğu) Cephesi Uluslararası Sempozyumu’’. Haz. Merve UĞUR. Ankara. 2015.

BİLGİN, Mehmet. Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu Ve Operasyonları. İstanbul: Ötüken Neşriyat. 2017.

BLAZICH, A. Frank. Unıted States Of Navy World War I 1914-1922. https://www.history. navy.mil/ 01 Haziran 2020 10:07.

BORS, Dr.Henry. P. US Naval Decathment ın Turkish Water 1914-1924. Office of Recorde Administration, Administrative Office, Navy Department, June 1943. USA

BÜYÜKTUĞRUL, Em. Amiral Afif, Osmanlı Deniz Harp Tarihi V.Cilt, Deniz Basımevi, İstanbul 1974.

GNKUR. As. Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları TSK Tarihi Osmanlı Devri, Birinci Dünya Harbi İdari ve Lojistik Faaliyetler. Ankara 1985.

GNKUR. Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, I Cilt, Osmanlı İmparatorluğunun Siyasi ve Askeri Hazırlıkları ve Harbe Girişi. Ankara. 1970.

GNKUR. As. Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. Birinci Dünya Savaşında Kafkas Cephesi Hatıraları. Ankara. 2007

GNKUR. Başkanlığı Yayınları. Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kad. K.larının Biyografileri, 2.Cilt. Ankara. 2009.

GNKUR. ATASE Yayınları. Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi 1908-1920. Ankara.1999.

GNKUR. Bir Doktorun Harp ve Memleket Anıları, Derleyen: (E) Prof.Tbp.Kd.Alb. Metin ÖZATA. Gnkur Basımevi. Ankara. 2009.

GNKUR. Harp D. Yayınları. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi.  VIII. Cilt. Deniz Harekâtı. Ankara. 1976.

GNKUR. ATASE Yayınları. Kafkas Cephesi’nde Onuncu Kolordunun Birinci Dünya Savaşı Başlangıcından Sarıkamış Muharebelerinin Sonuna Kadar Olan Harekâtı, Yarbay Selahattin. Ankara. 2006.

GNKUR. Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi. Haz. Dr. Kemal ARI. Gnkur. Basımevi. Ankara. 1997

GNKUR. ATASE Yayınları. Osmanlı Devletinde Tanzimat’tan Sonra Asker Alma Kanunları (1839-1914) (Faruk AYDIN). Ankara. 1994.

GNKUR. As. Tarih ve Strateji Etüt Bşk. lığı Yayınları. “Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Sağlık Hizmetleri” Gnkur. Basımevi. Ankara. 2011

GÖRGÜN, Bedrettin Yayına Hazırlayan. Hasan Basri Efendi Bir Gemi Kâtibinin Esaret Anıları. Yapı Kredi Kültür Yayınları. İstanbul.

GÖRGÜLÜ (Tankçı Kurmay Albay) İsmet. “On Yıllık Harbin Kadrosu (1912-1922) .” TTK Yayınları. Ankara. 1993.

T.C. DEVLET ARŞİVLERİ GNL. MD. LÜĞÜ. Osmanlı Arşivi Daire Bşk. lığı Osmanlı Belgelerinde Birinci Dünya Harbi Cilt-1. Yayın Nu:130. İstanbul. 2013.

T.C. DEVLET ARŞİVLERİ GNL. MD. LÜĞÜ. Osmanlı Arşivi Daire Bşk. lığı Osmanlı Belgelerinde Birinci Dünya Harbi Cilt-2. Yayın Nu:131. İstanbul. 2013.

TUNA, Ozan. Amiral Souchon'un Donanma Komutanı Olması ve Rus Limanlarının Bombalanması. OTAM, 36/Güz 2014, 201-227.

UYANIKER, Dz. Öğ. Yzb. Ferdi, "Mecidiye Kruvazörünün Ruslar Tarafından Ele Geçirilmesi ve Rus Donanmasındaki Faaliyetleri", Silahlı Kuvvetler Dergisi, Sayı:416, Yıl:132, Nisan 2013, ATASE Yayınları, s.s. 47-55.

Yarbay TH. KRAUS, Yarbay Karl DÖNİTZ. Kader Gemileri Yavuz ve Midilli. Çeviren: A. Göke BOZKURT. İlgi Kültür Sanat Yayınları, Yayın nu: 67. İkinci baskı. İstanbul 2016.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page