Tarımda Çuvallayan Siyasettir!

Türkiye, asırlar boyunca ürettiği tarımsal ürünleri çuvalla satmıştır. Dünyada kendi kendine yeten ender ülkelerden biriyken, yabancılara teslimiyetçi politikalar izlenmesi sonucu tarımsal alanlarda yaşayanlar çuvalları bile bulamaz hâle gelmiştir.
Fındığı çikolataya; buğdayı makarna, kraker ve bisküvi gibi mamul ürünlere dönüştürerek pazarlamalıyız. Zeytini yağ olarak değerlendirmeli, pamuğu balya hâlinde değil, giyim ürünlerine dönüştürerek satmalıyız. Üzümü şaraba, şampanyaya dönüştürmeliyiz.
Tüm bunları gerçekleştiremiyorsak eğer, Anadolu'nun düşünen kafaları, Anadolu'nun yazarları, Anadolu'nun aydınları, Anadolu'nun lider siyasetçileri yok demektir!
Çok acıdır ki Batılı ulusların, “Anadolu, Türkler tarafından yönetilemeyecek kadar değerli topraklardır.” şeklindeki serzenişleri tehlikeli ve düşündürücüdür.
Batı ve yabancı hayranı yazarlarımız, aydınlarımız ve bazı siyasetçilerimiz vardır. Teslimiyetçilik de bu yüzdendir. Tarım ve hayvancılık politikalarından sapmalar, bağımsızlığımızı yitirmemize de neden olabilecektir. Teknolojide Batı'ya, akaryakıtta ise Doğu'ya körü körüne bağlılık, kötü sonu hazırlamıştır.
Deniz yollarını ve raylı sistemleri inatla kullanmamanın sonucunda ülkemiz âdeta bir otomobil çöplüğüne dönüştürülmüştür. Ulusumuzu yönettiğini sanan bazı politikacılar sorumsuz ve kötüdür. Halkımızı borç batağına sürüklemelerine karşın, bu olumsuzluklardan kendilerini sorumlu görmemektedirler. Kaldı ki ulusumuzun kurumlarını ve tesislerini, hayranlık duydukları yabancılara yok pahasına satmışlardır.
Ülkemizde gerçekten kötü şeyler olmaktadır. Tüm bunlara ön ayak olan halk da kötüdür. Ekonomik zulme ve hırsızlığa seyirci kalmakla bu olumsuzluklara ortak olmak eş değerdir.
Bu anlamda demokrasi, özgürlük ve yaşamın güzellikleri; güçlü olmakla ve bağımsızlık anlayışıyla gerçekleşir. Ulusumuzun tarım ve hayvancılık politikalarını geliştirecek siyasetçilere ihtiyacı vardır. Yaylalarımız, meralarımız ve otlaklarımız, tüm dünyaya et sağlayabilecek potansiyele sahiptir.
İşte Mustafa Kemal Paşa'nın söylevindeki düşünceleri:
“Maddi ve manevi çöküş, korku ve acz ile başlar. Aciz ve korkak insanlar, herhangi bir felaket karşısında milletin de hareketsizliğe sürüklenmesine ve bir kenara çekilip kalmasına yol açarlar. Acz ve duraksamada öylesine ileri giderler ki sanki kendilerini alçaltırlar. Derler ki: Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olamayız. Biz varlığımızı kayıtsız şartsız bir yabancının eline bırakalım.
Türkiye'yi böyle yanlış yollarda, dağılma ve yok olma uçurumlarına sürükleyenlerin elinden kurtarmak gerekir. Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır, ona uyacağız.
O gerçek nedir? Türkiye'nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak, bütün millete sağlam bir maneviyat vermek.”
1920'de kurtuluşu düşünen kafalarda gören Mustafa Kemal Atatürk'ün, 106 yıl önce verdiği ders ne kadar anlamlı, önemli ve günceldir!
Ama bunu teslimiyetçilere nasıl anlatmalı?
Hayatta en değerli şey utanmaktır!
Ulusumuzda bazı siyaset yapanlar, yazarlar ve aydınlar; toplumu yanlış yönetmelerinden, yanlış yönlendirmelerinden dolayı utanıyorlar mı?
Tüm mesele burada düğümlenmektedir…












