DÜNYA DÖNÜYOR AMA NASIL?
- BAYRAM AYBASTI

- 1 Mar
- 2 dakikada okunur

Hem de bizden habersiz…
Dünya milyarlarca yıldır dönüyor. Biz ise ortalama yetmiş, bilemedin seksen yıl misafiriz bu gezegende.
Bir insan ömrü, koskoca zamanın içinde bir göz kırpması kadar.
Ama o kısacık sürede öyle büyük kavgalar çıkarıyoruz ki…
Sanki sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi.
Sanki sınırlar mezar taşına kadar uzanıyormuş gibi.
Savaş neden olur?
Savaş; çoğu zaman toprak için derler.
Petrol için derler.
Din için derler.
Güç için derler.
Ama işin özünde başka bir şey var:
Ego.
İnsan, “ben” demeyi “biz” demekten daha çok sevdiği gün savaş başlıyor.
Bir liderin hırsı, bir ülkenin kaderine dönüşüyor.
Bir grubun korkusu, milyonların trajedisi oluyor.
Tarih kitaplarını açın…
İmparatorluklar yükselmiş, çökmüş.
Sınırlar değişmiş.
Bayraklar değişmiş.
Değişmeyen tek şey:
Toprağa düşen insan.
Bugün “zafer” diye yazılan şey, yarın bir annenin gözyaşı oluyor.
Corona bize ne öğretti?
COVID-19 geldiğinde hepimiz aynı korkuyu yaşamadık mı?
Pasaport sormadı.
Servet sormadı.
Makam sormadı.
Zengini de hastaneye yatırdı.
Fakiri de.
Bir virüs, insanlığın ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi.
En gelişmiş orduların, en pahalı füzelerin, en büyük ekonomilerin çaresizliğini gördük.
Peki ne oldu?
Kısa bir süre balkonlardan alkışladık.
“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedik.
Sonra her şey eskisi gibi oldu.
Neden yaşamı zorlaştırıyoruz?
Yetmiş yıl için birbirimizi kırıyoruz.
Seksen yıl için kin biriktiriyoruz.
Bir ömürlük pişmanlıkları, bir anlık öfkeye değişiyoruz.
Oysa hastalık zengin-fakir ayırmıyor.
Deprem güçlü-zayıf demiyor.
Ölüm makam tanımıyor.
Ama biz hâlâ üstünlük yarışındayız.
Neden?
Çünkü empati zor bir şey.
Akıl kullanmak sorumluluk ister.
Hırs ise kolaydır… insanı sarhoş eder.
Biraz empati, biraz akıl…
Bir annenin gözyaşını milliyet ayırmaz.
Bir çocuğun korkusunun dini yoktur.
Bir askerin tabutunun partisi olmaz.
Savaş kararı verenler çoğu zaman cepheye gitmez.
Ama bedelini hep sıradan insanlar öder.
Belki de mesele çok büyük değil.
Belki mesele şu kadar basit:
Kendimize sormak…
“Benim hırsım, bir başkasının hayatına değiyor mu?”
Dünya bizden önce de vardı.
Bizden sonra da olacak.
Geride ne bırakacağız?
Yıkılmış şehirler mi?
Yoksa onarılmış kalpler mi?
Sadece yetmiş yıllık ömrü, milyar yıllık bir gezegende kavga ederek geçirmek…
Gerçekten akıllıca mı?
Biraz empati.
Biraz akıl.
Belki de barış, sandığımız kadar uzak değildir.











