BOLAMANLI BAHRİYELİLER
- Osman Kademoğlu

- 4 Tem
- 9 dakikada okunur

Bolaman’da bir Hamidiye askeri
Balkan savaşında Ege’de Akdeniz’de ve Adriyatik’de kazandığı başarılarla milletin teselli ve gurur kaynağı olan Hamidiye kruvazöründe askerlik yapan Bolamanlı Mehmet Çavuş 8 ay süren büyük seferden 45 yıl sonra 50’li yıllarda gemi komutanı Rauf Orbay'ı İstanbul Erenköy’deki evinde ziyaret etti. Komutanına taze fındık, fırınlanmış mısır unu ve mis gibi bir külek tereyağı hediye götürdü. Hamidiye kahramanı ve İstiklal savaşında Atatürk'ün yoldaşı Rauf Orbay eski askerini büyük heyecanla, gözyaşlarıyla karşılamış, evinde ağırlamış, iki eski asker biri komutan biri er sarılıp kucaklaşarak, yaşadıkları sefer anılarını konuşarak, şehit yoldaşlarını anarak hasret gidermişlerdi. Mehmet Çavuş Gavrazlı ya da Bolaman düzlerinden bir yerdendi. Kale'ye cuma'ya gelirdi. Beyaz sakallı, ayağında ak yün çorap, elinde ahşap saplı şemsiye taşıyan ve eyninde büyük beyaz hacı ceketi giyen bir kahraman erdi. Allah kahramanlarımıza rahmet etsin, onları unutmayalım, hatıralarını yaşatalım.
Bahriyeli berber Mustafa emmi
Hamidiye kruvazöründe görev yapmış Bolamanlı bir başka asker Berber Mustafa Ergün. Akranlarının bahriyeli diye çağırdıkları Mustafa Ergün Odayanı’da Hikmet (Hazinedar) beyin evinin karşısında yer alan daha çok yaşlıların gittiği bir kahvehane işletiyordu. Kahvehanede temiz havlular asılı traş sabunu kokulu bir berber köşesi vardı. Berber koltuğunun karşısındaki çerçevesi yaldızlı kristal aynadan yansıyan ışık köşeyi aydınlatırdı. Bahriyeli Mustafa emmi Hamidiye gemisinde Balkan harbinde mi, birinci dünya savaşında mı yoksa cumhuriyet döneminde mi askerlik yapmıştı? Hamidiye Atatürk’ü Ordu’ya getirdiği zaman gemide görevli miydi? Bolamanlı bahriyeli Mustafa Ergün’ün askerlik anılarında kimbilir neler vardı.
Gara Memet İngiltere’de
İkinci dünya savaşı sonrası Türk savaş gemileri bakım ve onarım için İngiltere’ye gitmektedir. Yıl 1947-49 olabilir. Bolamanlı Mehmet Ergün’ün (Gara Memet’in) serdümen olarak görev yaptığı TCG Demirhisar ya da TCG Sultanhisar muhribi Gölcük’ten hareket eder. Malta adasından yakıt alarak Akdenizi doğudan batıya geçer Cebeltarık boğazından okyanusa açılır fırtınalı Biskay körfezini aşar Manş Denizi’nde Büyük Britanya adasının Portsmouth deniz üssünde rıhtıma yanaşır. Limanda ilk birkaç gün geminin onarıma girişini bekleyen bahriyeliler güverteden İngiltere’ye bakmakla yetinirler. Hafta sonu çarşı iznine çıkacak askerler yabancı bir ülkede Türkiye’yi temsil bilinciyle hareket edecek, üniforması ütülü, ayakkabıları boyalı, yüzü traşlı olacaktır. Havası bulutlu çiseli sisli, güneşi solgun, kömür kokulu İngiltere’nin en güzel yanı dudakları rujlu tırnakları kırmızı ojeli sempatik İngiliz kızlarıdır. Bolamanlı Mehmet Ergün de bahriye giysiLeri içinde kara yağız esmer yakışıklı bir delikanlıdır. Çarşı iznine çıkacak askere yes, no, thank you, not at all, good morning, how do you do? good evening, how much? fifty shilling, cheese sandwich (peynirli sandöviç), wimpy (hamburger), fish and chips, a cup of tea, bus stop gibi en gerekli birkaç kelime öğretilir ayrıca bu kelimeler bir kâğıda yazılarak askerin eline verilir. Aradan yıllar geçmişti ama Gara Memet İngiltere günlerini unutmamıştı - Aha şimdi İngiltere’ye gitsem güçlük çekmem konuşur anlaşır yine yolumu bulurum der sonra da gülerek yes, no, tifty (fifty) shilling gibi hatırladığı birkaç ingilizce sözcükleri söylerdi fazla kelime bilgisi olmasa da aksanı güzeldi.
Denizaltı askeri Ahmet Depe
Emin değilim ama hatırladığım kadarıyla denizaltıcı Ahmet Depeli oğullarındandı. İnce yapılı uzun boylu solgun çehreli bahriyeli Ahmet ikinci dünya savaşında denizaltıda askerlik yapmıştı. Dile kolay 4 yıl denizaltıda askerlik! Türkiye savaşa girmemişti ama Türk denizaltıları Alman Ingiliz Rus ve Amerikan savaş gemilerinin denizaltı avcısı uçakların cirit attığı Ege’de Akdeniz’de Karadeniz’de devriye gezerek Türk karasularının güvenliğini sağlıyor yabancı denizaltıların kıyılarımıza yönelik faaliyetlerini karaya casus çıkarmak gibi istihbarat girişimlerini önleme görevi yapıyordu. İşte bu seferlerden birinde II. İnönü denizaltısı 45 gündür Akdeniz’de dolaşmaktadır günlerce gün ışığı görmeyen askerlerin gündüzü geceyi ayırt etmesi için denizaltının içinde gündüzleri mavi geceleri kırmızı ışık yakılır. Denizaltı arada bir oksijen tazelemek ve dizel motorlarıyla seyir yaparak elektrik bataryalarını doldurmak için yüzeye çıkar ama komutan ve birkaç subay dışında 50 askerin gün ışığı görme şansı yoktur.
İçi çok dar olan denizaltıda herkese yetecek kadar yatak yeri yoktur. Sıcak yatak denilen bir yöntem uygulanır. Uykusunu alıp nöbete kalkan askerin yerine uyuma sırası gelen başka bir asker yatar. Denizaltıda kişi başına düşen su miktarı da çok sınırlıdır duş yapacak bedenen yıkanacak yeterli su yoktur. Temizlik ihtiyacı ıslak mendillerle karşılanır. Mehmetcikler en zorlu şartlara hiç sikayet etmeden gık demeden katlanırlar ama bir şey askerin çok ağırına gider, yıkanamamak! Denizaltıcı Ahmet’in dediği gibi cenabetlik mehmetciğin asla kabul etmeyeceği bir şeydir. Savaş hali belli mi olur ya düşmanla savaşa tutuşur şehit olursak? Ne olacak! Cenabı Hakkın huzuruna öyle mi gideceğiz düşüncesi askerin huzurunu kaçırır. Bedenen yıkanmadan geçen 30 günün sonunda 50 askerin adına makina assubay komutanla konuşmaya gider geminin yüzeye çıkacağı bir yerde askerlerin denizaltının üstüne (güverteye) çıkarak denizde yıkanma izni isteği komutana iletilir. Gemi komutanı askerleri toplar:
"Bakın evlatlarım beni iyi dinleyin on asker gurup halinde düdük çalınca güverteye çıkacak beş dakika içinde yıkanacak. İkinci düdük çalınca içeri girecek sonra ikinci on asker güverteye çıkacak böylece 5 seferde tüm askerler yıkanmış olacak. Ama savaş içindeyiz bir düşman uçağı ya da herhangi bir savaş gemişi görünürse yukarda asker var demem o dakika derhal alarm verir kapağı kapatır acil dalışa geçerim!! Demem o ki hayatî tehlikeyi yani ölümü göze alanlar yıkanabilir bu koşulla izin sizindir. Sonra komutan bizi feda etti demeyin!"
Askerler komutanın denizaltının güvenliğinden milim ödün vermiyeceğini bilirler eğer düşman gelirse denizaltı dalacak ve yıkananlar dışarda kalacaktır, bunu bilerek yıkanmayı kabul ederler. O gün onar onar tüm askerler yıkanır neşelenir moraller tazelenir.
Kale’de aşağı kahvenin önünde poyraz esintili yaz günü sohbet koyulaşmıştı denizaltıcı Ahmet’e sordum; "Ahmet ağabey bizim kaç denizaltı gemimiz var?"
Bahriyeli Ahmet uzun uzun denize baktı sanki bu sorudan hoşlanmamıştı yüzü ciddileşti; "Suüstü gemileri ortalıkta dolaşır bir bir sayılabilir ama denizaltılar öyle değil, daima birkaç tanesi denizin altında görevdedir. Denizaltı sayısı söylenmez askeri sırdır" dedi.
Denizaltıcı Ahmet yıllarca önce kendisine emanet edilen sırrı saklamış askeri bilgiyi açıklamamıştı. Bolamanlı askerin kutsal vatan görevine inancı ve sadakati işte böyle bir şeydi. Denizaltıcı Ahmet sağsa tanrı ömrünü uzun etsin ölmüşse Allah rahmet eylesin.
Şehit Mehmet Cihan
21 Temmuz 1974 bir gün önce başlayan Kıbrıs barış harekâtı tüm şiddetiyle sürmektedir. Girit adasından iki Yunan komando taburu taşıyan gemilerin geldiği haber alınır. TCG Kocatepe düşman konvoyunu batırmakla görevlendirilen 3 muhripten biridir. Geminin en yüksek yerinde bulunan vardabandıra (işaretçi) Bolamanlı denizeri Mehmet Cihan batı ufkunu dürbünle tarar, suyu tuzlu Akdeniz’in derin mavisi tuzu az Karadeniz’in yeşile çalan mavisinden farklıdır. Temmuz güneşinin denizden yansıyan pırıltısı askerin gözünü alır buğulu ufuklarda hiç bir hareket yoktur. Fakat o da ne!! denizeri Mehmet Cihan’ın düşmanı gözlediği yönün tam tersinden hızla yaklaşan 2 jet uçağı göz açıp kapayana kadar birkaç saniye içinde yaklaşır alçalır Kocatepe’nin üstünden hızla geçerler. Jetlerin kulakları sağır eden sesi duyulur uçakların kuyruk kanatlarında ay yıldızlı bayrağımız vardır. Askerler el sallayarak pilotlara selam verir.
Uzaklaşan uçaklar havada büyük bir daire çizerek yeniden yaklaşır dalışa geçerek alçalır ve doğrudan TCG Kocatepe’yi hedef alarak roket ateşi açarlar. Atılan roketlerden biri geminin kumanda merkezini vurur. Kocatepe’de alarm verilir bu düşman değil dost ateşidir.
Girit’ten gelen düşman filosunu vurmak göreviyle sorti (çıkış) yapan Türk jetleri yanlış bir istihbarat sonucu düşman gemileri yanılgısıyla Türk muhriplerine saldırmışlardır. Kocatepe güvertesine Türk bayrağı açar ve telsizden pilotlara Türkçe çağrı yapar. Geminin helikopter pistine renk panoları açarak uçaklara Türk gemisi olduğunu şifreli olarak bildirir. Ama Ankara’daki komutanlar bu işaretlerin düşman aldatmacası birer savaş hilesi olduğuna kanaat getirerek saldırı emri verirler. Yapılan tüm uyarılara rağmen jetler saldırıya devam eder. Makina dairesi isabet alan gemi hareketsiz kalmıştır. Uçaklar birkaç kere daha gelir bombalama sürer komutan Yrb. Güven Erkaya alev alev yanan gemiyi terk emri verir TCG Kocatepe Akdeniz’in sularına gömülür.
Kıbrıs barış harekâtı ertesi Kale’den Ankara’ya dönüyordum. Kocatepe’nin battığı birçok askerin denizden toplanarak kurtarıldığı duyulmuştu ama kim ölmüş kim kalmış henüz bir açıklama yoktu. Lâleli köyünden Çamurali’nin Dursun Cihan TCG Kocatepe’de görevli oğlu Mehmet’den hiçbir haber alamamıştı sağ mı esen mi olduğunu Ankara’da askeri mercilerden sorup öğrenmemi benden istedi.
Ankara’da Genelkurmay’ın önünde toplanan kalabalık harekâta katılan askerlerden haber bekliyordu. Sanki tüm millet oradaydı analar babalar eşler nişanlılar nineler dedeler komşular bacılar kardeşler dayılar halalar amcalar sabırlı sessiz suskun ve endişeli ama umutlu bekliyordu.
Genelkurmay başkanlığının kapısında nöbet tutan askerin duruşu toprağa kök salmış bir çınar kadar muhkemdi. Sanki kapıda bir Mehmetçik anıtı vardı. Ağustos sıcağında gün boyu bekleyişten sonra ikindi üzeri Genelkurmay’ın kapısı aralandı sessiz kalabalık dalgalandı. Genelkurmay sözcüsü kurmay albay çok beliğ bir konuşma yaptı:
"Aziz vatandaşlarım müsterih olun elbet her zaferin bir bedeli vardır şehitlik ve gazilik en yüce iki makamdır. Savaş alanından gelen haberler henüz kesinleşmedi, şimdi evlerinize dönün devletimize güvenin sabırla tevekkülle bekleyin" dedi.
Aradan bir on gün daha geçti geçmedi Bolaman’da tevekkülle sabırla bekleyen Dursun Cihan’a Genelkurmay’dan bir resmi yazı geldi. Dursun oğlunun rüyasını görmüştü, zarfı açmaya eli varmadı yazıyı başkasına okuttu. Bolamanlı denizeri Mehmet Cihan TCG Kocatepe’de şehit olmuştu.. Boylu poslu Korkut ata bakışlı koca adamın rengi soldu, yüzündeki yaş çizgileri derinleşti, gözleri doldu nemlendi; "Vatan sağ olsun" dedi. O artık bir şehit babasıydı.
*********
Çok eskiden Osmanlı’dan beri donanmaya asker alırken öncelikle deniz kenarında büyümüş denize aşina ve âşık gençleri denizeri yazmak devlet aklı olagelmiş ve yıllarca bu yöreden binlerce asker alınmış Bolamanlı nice nişanlı genç kızlar ve taze gelinler; "Gemilerde tâlim var / bahriyeli yârim var" türküsünü söylemişler.
Binlerce Bolamanlı bahriyeliden ancak birkaçının öyküsünü kaleme alabildim. Keşke daha çok yazabilseydim. Örnek derseniz bahriyeli dalgıç Sudi Ekiz’i en güzel anlatan yazı Fatin Hazinedar’ın “Küçük bir adanın not defteri” adlı kitabında yazılı, isteyenler okusun. Başkaca Kaya Reis (Kaya Coşkun), Kale'nin ilk gece bekçisi Mustafa Tekyıldız ve Ekrem Hazne ilk aklıma gelen bahriyeli isimler. Başlı başına bir kitap olacak kadar kapsamlı olan bu konuyu eğlenceli bir anıyla bağlayalım.
Amerikalı Ali
60’lı yıllarda Türk Deniz kuvvetlerine ait muhripler ana bakım tamir işleri, topların radarların yenilenmesi için okyanusu geçerek Amerika’nın Virginia eyaletindeki Norfolk deniz üssüne giderlerdi. Norfolk’a gelen muhripte Bolamanlı denizeri Ali de vardır. Bu yazıda; Amerika’ya gidip geldiği ve birkaç ay Amerika’da kaldığı için Bolaman’da Amerikalı Ali diye çağrılan bahriyeli Ali’nin başından geçen bir olayı paylaşıyorum.
Norfolk’ta savaş gemilerinin yanaştığı rıhtımlara, bakım ve tamir atölyelerine yakın çevrede denizci barları ve dans salonları vardır. Avrupa’da, Kızıldeniz’de Aden’de, Akdeniz’de, Afrika’da Hint Okyanusu’nda görevli Amerikan savaş gemilerinin personeli beyaz esmer sarışın zenci Lâtin çeşit çeşit bahriyelilerle sokaklar dolar taşar. Bu kadar çok genç adam tamir ve servis sırası bekleyen gemilerde gündüzleri güverteleri koğuşları neta etmekle (pas pas yaparak temizlemekle boyamakla) topların makenizmasını namluları yağlamak silmek parlatmakla ailelerine mektup yazmakla oyalanır ama geceleri denizci barlarından dansinglerden (dans salonlarından) yayılan çılgın rock and roll twist cha cha v.b. caz nağmeleri neşeli kadın ve erkek çığlıkları gülüşmeler kahkahalar arada bir kopan alkışlar genç askerlerin kanını kaynatmaktadır.
Anadolu çocukları dünyanın en disiplinli en itaatli en sabırlı askerleridir. Gel gelelim her sabrın bir sınırı olmak gerekir uzun bekleyişlerden sonra geminin assubayları eratın duygularına tercüman olarak gemi komutanıdan bir istekte bulunurlar asker hiç olmasa haftada bir denizci barlarına müzik dinlemeye eğlenmeye gitmek ister. Gemi Komutanı askerinin bu isteğini kabul eder her haftasonu Cuma ve Cumartesi geceleri 20 askerin birlikte ve bir assubayın gözetimi altında gece kulübüne gitmesine izin çıkar. Lakin izin koşulludur barda gece yarısından sonraya kalınmayacak, kişi başına iki biradan fazla içilmeyecek, hiçbir surette hiçbir olaya karışılmayacak, uygun adım yürüyüşle gidilecek uygun adım yürüyüşle gemiye dönülecektir aksi halde izin iptal edilir.
Hava kararınca sırası gelen 20 asker hazırlanır görevli assubay gece barda nasıl davranılacağını hal ve hareket tarzını askerlere anlatır. Görevli assubay bu ortamlarda daha önce bulunmuş bir dansingte denizciler arasında çıkabilecek olaylar konusunda deneyimli bir kişidir. Askerlere "asla ve katiyyen olay çıkarmayacaksınız ama bir olay çıkarsa asla ve katiyyen kavgada yenik düşmeyecek kendinizi ezdirmeyeceksiniz bu bir emirdir bakın beni iyi dinleyin ola ki bir kavga çıkar da Amerikalı’dan dayak yiyen olursa gemiye dönünce bir sopa da benden yer ona göre" diyerek sıkıca tenbih eder sadece tenbih etmekle kalmaz bir de her askere ne olur ne olmaz eğer kavga çıkarsa son çare olarak kullanmak üzere birer çakı bıçağı dağıtır.
Askerler çakılar ceplerinde denizci barlarından birine giderler.
İçerde çılgın bir eğlence ortamı vardır. Mini etekli dekolte giyimli kızlar Amerikalı askerlerin kollarında fırıl fırıl döner dans müzik gırla gider. Alkolle kafayı bulmuş genç askerler tempolu müziğe kapılmıştır. Çiftler yere çöküp kalkarak eğilip bükülerek sarılıp savrularak dans ederler. Gece kulübünde tam anlamıyla Amerika’da Saturday night fever (Cumartesi gecesi ateşi) denilen çılgın hava esmektedir. Bizim bahriyeliler yan yana bir kaç masaya sıkışır herkese oturacak yer yoktur bir kısmı ayakta kalır. Biralar ısmarlanır.
Yavaş yavaş bizimkiler de havaya girer önce ayaklar yere vurularak müziğe uygun tempo tutulur sonra eller kollar havaya kalkar bizim askerlerin arasındaki İstanbullu İzmirli çocuklar önce daha sonra Anadolu çocukları Amerikalı kızları dansa kaldırırlar. Çok geçmeden bizimkiler kafası tütsülü Conilerin dikkatini çeker. Amerikalı kızların dil bilmeyen bu yakışıklı gençlerden hoşlandıkları neşeli hallerinden belli olur. Dağdan gelip bağdakine ortak olan bu yabancılar kimdir(!) Coniler bizim askerlerin dans ettikleri kızları elinden almaya kalkışırlar işte tam da orada cıngar çıkar yumruklar savrulmaya başlar. Burada sözü Amerikalı Ali’ye bırakalım:
"Coniler genelde bizden daha uzun boyluydu hele de iri kıyım zenciler çok iyi boksu (yumruk) vuruyordu. Adamlar yukardan aşağı ağzına burnuna indirip duruyor bazı arkadaşların burnu kanıyor gözü morarıyor bizim Çarşambalı assubay baktı kavga iyi gitmiyor bütün gürültüyü ve cazı bastıran bir sesle haykırdı:
'Uşaklar davranın çakıları çekin' dedi. Biz elimizi cebe atmayınan 20 çakı birden çekildi o anda kavganın rengi değişti. Çakıları önceden sözleştiğimiz gibi Amerikalının bacağına baldırına azıcık batırmaya başladık onlar bize yukardan aşağı biz onlara aşağıdan yukarı vuruyoruz. Çakıyı yiyen uzun Amerikalı zencisi beyazı kimi; 'Oooh my god' , kimi; 'Oooh shit' diye bağırıp havaya sıçrıyor neredeyse başı tavana değiyordu.
Bizim Çarşambalı assubay yine seslendi; 'Uşaklar çok batırmayın biraz değdirin bıçağın tadını alsın yeter.'
Bacakları delinen Coniler kaçışıp barın kapısına yüklendiler kapıda bir panik var ki görmeye değer. Bir anda içersi boşaldı biz bize kaldık Amerikalı kızlar da korkup kaçmıştı. Kapıyı dışardan kitlediler dışarda düdükler çalıyor bağrışmalar duyuluyordu. Sonra duyduk ki Meğer Coniler Türkler Bize süngü çekti demişler herhalde can acısıyla çakı bıçağını kasatura sanmışlardı. Barın sahibi içerde kasatura var diye Amerikan ordusunda MP (military police) denilen inzibatları yardıma çağırmış, alarm verilmiş, gelen MP’ler süngülü askerler var diye içeri girmek istememiş, bizim gemiye haber salmışlar: Ciddi vukuat (olay) var gelin bu belâlı askerleri alın götürün demişler.
Biz içerde bekleşirken birden kapı açıldı seyir subayımız güverte üsteğmen Nihat komutan geldi hemen toparlandık hazırola geçtik Nihat üsteğmen çakıları topladı bir torbaya koyup sakladı kapıyı açtı, iki yana dizilmiş Amerikalı MP (askeri polis) inzibatların arasından geçerek uygun adım yürüyüşle gemiye döndük bir daha bara gece kulübüne gitmeye izin verilmediği gibi iki hafta çarşı izni de kaldırıldı."
S O N











