Atatürk'ün Milli Sağlık Mücadelesi
- ORDU ORT TV TELEVİZYON RADYO İŞLETMECİLİĞİ A.Ş.
- 1 Nis 2025
- 9 dakikada okunur
Özen TOPÇU
Tarih Bilim Uzmanı (Em. Mu. Albay)

GİRİŞ: Ulu önder Atatürk, uçurumun kenarından kurtardığı Türk Milleti’ne bir daha bu durumları yaşamaması için her konuda tavsiyelerde bulunmuş, yol gösterici olmuştur. O’nun bu sözleri ve uygulamaları bizler için, Atatürkçü Düşünce Sisteminin temellerini oluşturur. Atatürk, Türk Milleti’nin koruyucusu, kurtarıcısı, Başkomutanı, her şeyi ve aynı zamanda da Başöğretmenidir.
Osmanlı Devleti’nin özellikle son döneminde uzun yıllar savaşa sürüklenen Türk Ulusu, her alanda olduğu gibi, sağlık alanında da en ağır darbeyi, Birinci Dünya Savaşı’nda ve arkasından kesintisiz üç yıl süren İstiklâl Savaşı’nda yemiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni sağlıklı bir ulusa dayandırmak, Atamızın en önemli hedeflerinden biri olmuştur.
Yüce Önder, her konuda verdiği direktifler, yaptığı atılımlar yanında sağlık alanında da bizlere öncülük etmiştir. Her şeyden evvel, Yüce Atamızın 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasının ardından 2 Mayıs 1920’de kurulan ilk hükümette 11 bakanlık içinde Sağlık Bakanlığına da yer vermesi, tarihimizde bir ilki oluşturur. TBMM’nin 2 Mayıs 1920 tarih ve 3 numaralı “Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Sureti İntihabına Dair Kanun” ile oluşturulan 11 bakanlık arasında Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekaleti de yer alıyordu.1 Millî Kurtuluş Mücadelesi daha yeni başlamışken, sağlık işlerinin Türk tarihinde ilk kez bakanlık düzeyinde örgütlenmesi son derece dikkate değer olumlu bir adımdır.2 Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti olarak tanımlanan ilk Sağlık ve Sosyal Yardım bakanımız da Dr. Adnan (Adıvar) Bey olmuştur. Cumhuriyet döneminin ilk Sağlık Bakanı ise, Atatürk ile Samsun’a çıkanlar arasında yer almış olan Dr.Refik (Saydam) Bey’dir ve 1923’ten 1937’ye kadar, kısa bir süre dışında bakanlık yapmıştır.3
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, özellikle uzun yıllar devam eden savaşlar, yaşanan göçler ve ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle sağlık alanındaki hizmetler yeterli düzeyde değildi. Bu hizmetler sistemli bir şekilde yürütülmediğinden koordinasyon eksiklikleri vardı. Hepsinden önemlisi, bu hizmetleri yürütecek bir bakanlık mevcut değildi. Sağlık hizmetleri, Dahiliye Nezareti’ne (İçişleri Bakanlığı) bağlı bir genel müdürlük düzeyindeydi.4 Bulaşıcı hastalıklar âdeta kitle imha silâhı haline gelmişti. Bu tehlike o kadar büyük boyuta ulaşmıştı ki, yabancı ülkeler kendi insanlarını korumak düşüncesiyle Türk limanlarında sağlık hizmetlerini yürütmek için karantina idareleri tesis ettiler. Bu uygulama sonucu Osmanlı sahil ve limanlarında malî, ticarî, siyasî ve adlî kapitülasyonlara bir de sıhhî kapitülasyonlar eklenmiş oldu. Sahil Sağlık ve Karantina Hizmetleri kapitülasyonlar grubundan olarak yabancı hekimlerin denetimindeydi.
ATATÜRK DÖNEMİ SAĞLIK HİZMETLERİ:
Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele’de savaşı yalnız yabancı güçlere ve emperyalizme karşı değildi. O aynı zamanda, Padişahın kışkırtmalarıyla başlayan iç isyanlara karşı da mücadele etmek durumundaydı. Zaten O’nu en çok yoran ve üzen de bunlar olmuştur. Bunların yanında bir de TBMM. nde muhaliflerini ikna etme savaşı veriyordu. Ancak Mustafa Kemal’in müşkülü sadece bunlardan ibaret değildi. En az bu mücadeleler kadar önemli olan, milletimizi kemiren salgın ve bulaşıcı hastalıklara karşı da ayrıca mücadele vermek durumundaydı. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’in askerlerinin % 40’ı sıtmalıydı. Sıtma yüzünden 1920 yılında Antalya ilimizde ölüm sayısı doğum sayısının iki katıydı.5 Örneğin, Samsun civarında sıtmalı kişi sayısı halkın % 70’ini, Ordu’da % 50’sini oluşturuyordu.6
Henüz Cumhuriyet kurulmadan önce, 1 Mart 1923’te Mustafa Kemal Paşa TBMM kürsüsünden sıtma ile ilgili olarak;
“Sıtma hastalığının kökünün kazınması için tek çare olan kurutma ve arazi ıslahına derhal, şehir ve köylerin sağlık koruyucu şartlarının düzeltilmesine olağan durum sağlandığında hemen başlanacak ve bunların tamamlanması bayındırlık ve sağlık işlerimizin en gerekli ve önemli görevlerinden olacaktır.”7 diyerek dikkatleri sıtma üzerine çekmiştir.
Yapılan plânlı, inatçı, azimli ve özverili çalışmalar sonucu, 1923-1925 yılları arasında Anadolu’nun bazı bölgelerinde % 70’e varan sıtma oranı -7 yıl gibi, bir ülke için çok kısa sayılabilecek bir sürede ve bütün imkânsızlıklara rağmen – 1930’lu yıllarda % 10’un altına indirilmiş, diğer bölgelerde ise yok edilmiştir.8
Yeni Türk Devleti, sağlık alanındaki hizmetlerin yetersizliği ve ilkelliği nedeniyle acil tedbirler alma ihtiyacı hissedilmiş ve ilk önce bir sağlık politikası belirlenerek kabul edilmiştir. Bu politika, tıpkı Kurtuluş Savaşı Konsepti gibi tüm hastalıklarla topyekün mücadele konseptiyle yürütülmüştür. Bu politika doğrultusunda ilk etapta, daha 1921 yılında kimsesiz ve muhtaç çocukların korunmalarını sağlamak amacıyla Çocuk Esirgeme Kurumu kurulmuştur.9 Yine bu proğramda sağlık teşkilatını genişletmek, yeni hastaneler ile doğum ve çocuk bakım evleri açmak, önemli bulaşıcı hastalıklarla (sıtma, verem, trahom, firengi, tifüs, çiçek, veba, kolera, kuduz gibi) mücadele etmek, sağlık ve sosyal yardım teşkilâtını köye kadar götürmek gibi çok önemli ve hayatî konular ele alınmıştır.
Geri kalmış ülkelerin tipik iki hastalığı olan sıtma ve firengiye karşı yapılan büyük mücadele dünya tarihine geçebilecek bir başarıyla yok edilmiş, daha pek çok hastalığın kökü kurutulmuştur.10 Yüce Atamız, 1 Mart 1922’de TBMM’nin 1 nci dönem 3 ncü yasama yılı açış konuşmasında, bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve Türk halkının sağlığının korunması yönünde şunları söylüyordu:
“Sağlık ve Sosyal Yardım konusunda izlediğimiz amaç şudur: Ulusumuzun sağlığının korunması ve kuvvetlendirilmesi, ölüm oranının azaltılması, nüfusun artırılması, sosyal hastalıkların ve bulaşıcı hastalıkların etkisiz bir duruma sokulması, böylece ulus fertlerinin dinç ve çalışmaya yetenekli kusursuz vücut yapılarına sahip olarak yetiştirilmesi...”11
1925 yılındaki sağlık örgütlenmesinin çalışma proğramı şu şekilde ifade edilmiştir:
“Sıtma, verem, trahom, firengi ve kuduz gibi önemli hastalıklarla mücadele etmek; sağlık ve sosyal yardım örgütlerini köylere kadar taşımak; Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okulu kurmak; sağlık örgütlerini genişletmek; hekim, sağlık memuru ve ebe yetiştirmek; numune hastahaneleri ile doğum ve çocuk bakım evleri açmak; sağlıkla ilgili kanunları yapmak.”12
Büyük Gazi’nin direktifleri doğrultusunda zaferden ve Lozan’dan sonra öncelikle uluslar arası sahil sıhhiye idaresine son verilerek ülke sıhhî kapitülasyon zincirinden de kurtarılmış oldu. 1930 yılında çıkarılan Hudut ve Sahiller Sıhhiye Yasası ile limanlarda ve hudutlardaki sağlık kontrolları devlet yönetimine alındı. Yeni Türkiye’nin bu görevi kurallarına göre ve başarılı bir şekilde yapabilmesi bir millî şeref konusu idi ve bu görev en mükemmel şekilde başarıldı. Türkiye’nin hudutlarında pusu kurup duran kolera, o andan itibaren eskisi gibi sızamaz oldu.13
Cumhuriyet idaresi ayrıca, çıkardığı kanunlarla sağlık hizmetlerinin mesleki etkinliği güçlendirmek için “Etibba Odaları” adı altında bir teşkilatlanmaya gidildi. Ankara’daki Sağlık Koruma (Hıfzı-Sıhha) Enstitüsü, Atatürk tarafından kurulmuş tesislerin en önemlisidir. 1931 yılında çalışmaya başlayan bu kuruluş, 309 maddelik “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” ile sağlık sisteminin işlerliğini kolaylaştırdı. Bu enstitü, ülkedeki hastalıklarla en etkili mücadele yollarını bulma yolunda öğrencilere deney yapma imkânı sağlayan, aşı ve serumların hazırlandığı bir kuruluş oldu. Refik Saydam Hıfzısıhha Müessesesi, ülkemizde halk sağlığının korunmasına yönelik eğitim, araştırma ve inceleme yapmak; aşı serum ve diğer biyolojik ürünleri üretmek; yurt içinde üretilen veya ithal edilen ürünlerin kontrolünü yapmak üzere kurulmuş ilk ulusal bir referans merkezidir.14
Tıbbiye Okulunda okuyan yoksul vatan çocuklarını parasız yatırmak ve yedirmek için İstanbul’da 1924 yılında 200 kişilik bir “Tıp Talebe Yurdu” açıldı. Bu yurdun kadrosu 1929’da 300’e çıkarıldı. Hükümet doktorların icraatlarında gerekli olan sağlık memurları ve ebeler yetiştirmek üzere okullar açıldı. Atatürk tarafından, milleti acılardan korumak için kurulan birçok hastane arasında, bilim ve teknolojinin son haliyle donatılmış olan Ankara Numune Hastanesi, Orta Doğu ve Balkanların en modern ve en donanımlı tesisi olarak kurulmuştu.
Çıkarılan kanunlarla devlet tedaviciliği yaygınlaştı. Toplum sağlığını bozan hastalıkların başında sıtma geliyordu. Sıtmadan her yıl binlerce insan sararıp soluyor ve iş göremez duruma düşüyordu. Bu durum yılda en az 20-30 milyon iş saati kaybına sebep oluyordu. Askerlik yoklamaları sırasında askerliğe yaramayacak kadar ağır sıtmalı vatandaş sayısı %20 ve hatta bazı yörelerde %40’a ulaşıyordu. Hastalıklı anneden hastalıklı ve cılız çocuklar doğduğundan Türk ırkı nesilden nesile eriyordu. Millî Mücadele yıllarında İstanbul Hükümeti ve işgal kuvvetlerinin Anadolu’ya silâh ve cephane naklini önledikleri gibi hekim ve ilaç girişini de engellemeleri sebebiyle halk sağlığı sorunları ciddi boyutlara ulaşmıştı. Fakat Lozan’dan sonra Cumhuriyet idaresi toplum sağlığına büyük bir kararlılıkla önem verdi. 1925 yılından itibaren sıtma mücadelesi genişletildi ve 1931’de 24 vilayetin sıtmalı bölgelerine ve 2.000.000 nüfusa şamil derecede mücadele yaygınlaştırıldı. Adana’da sıtma hakkında araştırmalarda bulunmak ve sıtma stajı görmüş doktorlar yetiştirmek üzere bir Sıtma Enstitüsü kuruldu. Ağır sıtmalıları tedavi etmek için çeşitli bölgelerde 11 dispanser tesis olundu.
Sıtma savaşına verilen önemi belirtmek için birkaç rakam verelim: 1925 ile 1932 yılları arasında 7.800.000 kişi muayeneden geçirilip tedavi edilmiş ve 143.000.000 metre kare genişliğindeki bataklık bölge kurutulmuştur.15
Frenginin yoğun bulunduğu altı bölgede de mücadele başlatıldı. 1925 yılında “Frengi Talimnamesi” hazırlanarak, frengi ile mücadeleye sistematik olarak yön verilmiş, özel frengi önleme ekipleri kurulmuştur.16 Bakımsızlık yüzünden onbinlerce vatandaşın kör olmasına sebep olan ve bulaşıcı özelliği bulunan trahom hastalığına karşı da Adana, Gaziantep, Malatya gibi vilayetlerde trahom mücadelesi başlatıldı. 1920 yılında Türkiye’de 3 milyon civarında trahomlu hasta mevcuttu.17 İstanbul’da açılan sıhhiye müfrezesinin yaygınlaştırılması cihetine gidildi. Vilayet hastanelerindeki yatak kapasiteleri arttırıldı. Ankara, Sivas, Diyarbakır ve Erzurum merkezlerinde Numune Hastaneleri, Ankara, Konya, Balıkesir, Adana, Çorum, Malatya, Erzurum ve Kars vilayetlerinde Doğum ve Çocuk Bakımevleri açıldı. 150 kazada her biri beşer yataklı olarak parasız muayene ve tedavi yapan, ilaç veren 150 dispanser tesis olundu.
Kuduz vakaları için İstanbul’da bulunan, ancak ihtiyacı karşılamaktan uzak olan bu kurumun yatak kapasitesi 100’e çıkarıldı. Ayrıca Sivas, Erzurum ve Diyarbakır’da üç adet Kuduz Tedavi Müessesesi kurularak halkın bu korkunç vakadan kurtarılması temin edildi.
1922 yılında 100 adet olan hastane sayısı 1930’da 177’ye, dispanser sayısı 27’den 336’ya, yatak sayısı hastanelerde 7.127’den 10.646’ya, dispanserlerde de 185’ten 1.318’e çıkarıldı.18
1923 yılında tüm yurtta 554 tabip olup, 1 tabibe düşen nüfus 21.660 kişiydi. Yine aynı yıl yurt genelinde diplomalı 136 ebeye karşılık gelen nüfus ise 88.235 kişiydi. Yine aynı tarihte, 69 eczacı, 560 sağlık memuru, 4 hemşire, 332 İdare memuru olmak üzere Türkiyemizdeki toplam sağlık personelimiz 1.655 kişiydi.19 Cumhuriyet döneminde açılan ilk hemşire okulu da 1925’te faaliyete geçen Kızılay Hemşire Okulu olmuştur. 1930’lu yılların sonunda Türkiye’de tabip sayısı 2.387’ye, sağlık memuru sayısı 1.453’e ve ebe sayısı da 616’ya yükselmiştir.20
1921 yılında Ankara’da kurulan Himayeyi Eftal Cemiyeti de, yetimler ile cephelere erzak ve cephane taşıyan Türk kadınlarının çocuklarını bakımsız bırakmamak için kurulmuş bir ulvi teşkilat idi. Atatürk’ün hami başkanlığını yaptığı ve İsmet İnönü’nün de sahip çıkıp desteklediği bu cemiyet, kısa sürede 450’si Türkiye’de ve 40’ı ülke dışında olmak üzere 490 merkez ve şubesi ile anasız ve babasız çocuklara kucak açtı. Açtığı çocuk bahçeleri, bakım evleri, süthaneler, hamam ve banyolar ile bakıma muhtaç çocuklara büyük hizmetler verdi. Ayrıca, çocuklara ve analara uzman sağlık personeli nezaretinde parasız muayene, tedavi ve ilaç hizmeti sağladı. Bu cemiyetten yardım gören çocukların sayısı 1930’larda 100.000’leri aştı. Yaptığı neşriyatlar ve 23 Nisan’da başlayıp ayın sonuna kadar devam eden Türkiye Çocuk Haftası kutlamaları ile Avrupa ülkelerinde hayranlık kazanan bir mevkiye sahip oldu. 23 Nisan Çocuk Bayramı millî bayramlar arasına girdi.
Türk Halkının kara gününde yardımına koşan temel sosyal yardım kurumları adeta yıldırım hızıyla kuruldu ve tüm yurt sathına yayıldı. Bunlar; Türk kadınları tarafından kurulan Himayei Eftal Kadın Cemiyeti, Verem Mücadele Cemiyeti, Yeşilhilal Cemiyeti, İstanbul Topkapı’da kurulan Topkapı Fıkaraperver Cemiyeti gibi yardım kuruluşları, halkın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan sosyal yardım kurumları olup, etkinlikle ve fedakarca halka hizmet yarışını sürdürdüler.
Cumhuriyet idaresi 1930’lu yıllara kadar her alanda başlattığı bu kalkınma ve inkılâp faaliyetlerini 1934 yılında uygulamaya koyduğu plânlı kalkınma dönemiyle devam ettirdi. Birinci Plânlı kalkınma programları 1937 yılında Başbakanlığa getirilen Celal Bayar Hükümeti ve İkinci Plânlı kalkınma programlarıyla sürdürüldü.21
SONUÇ: Türk Ulusu’nun kendisine “ATA” olarak seçtiği O büyük insan, bir ATA’nın kendi sağlığını tehlikeye atarak evlatlarına gösterdiği şefkat ve toplumu yiyip tüketen korkunç salgın hastalıklara karşı amansız bir topyekün savaş, bir “SAĞLIK KURTULUŞ SAVAŞI” vererek uzun yıllar süren savaşlardan, adeta kitle tahrip silâhı haline gelmiş bulaşıcı hastalıkların etkisiyle eriyip biten ve perişan halde tükenme noktasına gelen bir ulustan, sağlıklı TÜRK ULUSU’nu yaratmıştır.
1920’de başlayan yeniden yapılanma ile ilk dönemlerde sağlıkla ilgili temel yasalar çıkarıldı. Çünkü ülkemiz hastalıkların ve ölümlerin boy ölçüştüğü bir tablo sergiliyordu. Karadeniz bölgesi insanlarının yarıya yakını tüberküloz22, İstanbul firengi ve tüberkülozla birlikte tifo, tifüs salgınları, Batı ve Güneybatı Anadolu insanımızın % 90 kadarı sıtmalı, Güney ve Güneydoğu bir yandan görme gücünü yitiren trahomlu on binler, öbür yandan Suriye ve Irak’tan gelen kolera, tifo, tifüs salgınları. İşte bu nedenler Yüce Atamızı köklü ve proğramlı tedbirler almaya yöneltmiş, 1920-1930 dönemi Türkiye’de sağlıkla ilgili temel yasaların çıktığı uygulamaların yoğun olarak yapıldığı dönem olmuştur.
Büyük önderin verdiği emir ve direktifler doğrultusunda hastalıklarla topyekün mücadele, sırasıyla; 1921’de Firengi Mücadele Kanunu, 1923 Verem Savaş Kanunu, 1924 Kızılay Hemşire Okulu açma kararı, 1925 Sıtma Savaş Kanunu, Frengiyle Mücadele Talimnamesi, Trahomla Mücadele Kanunu, Uyuşturucu Madde Denetleme ve Kontrol (Murakebe) Kanunu, 1927 Eczane ve Müessir Maddeler yasası, 1928 Tababet ve Şuabatı (Tıpta uzmanlık, Tabip Odaları) Yasası, 1930 Hudut ve Sahiller Sıhhiye Yasası, Umumi Hıfzıssıhha Yasası (Hastalıklar, doğum, çocuk, anne, doktor, ebe, hemşirecilikle ilgili tüm yasal düzenlemeler) dır.23
1920-1938 arasındaki Atatürk döneminde, sağlık alanında 49 kanun, 2 kanun hükmünde kararname, 12 tüzük ve 21 yönetmelik yürürlüğe konmuştur.24
1 Yusuf Ekrem ÖZDEMİR; “Cumhuriyet Dönemi Sağlık Politikaları”, Yeni Türkiye, Cilt 39, Sağlık-1, YÖK Basımevi, Ank. 1994, s.258.
2 Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi-II, Yök Komisyonu, Anadolu Ünv. Yayınları, 1992, s.63;
Şevket Süreyya AYDEMİR; Tek Adam, Cilt 2, İst. 1999, s.255.
3 Zafer ÖZTEK; “Türkiye’de Sağlık Hizmetleri”, Yeni Türkiye, Cilt 39, Sağlık-1, s.61.
4 Hamza EROĞLU; Türk İnkılâp Tarihi, İst. 1982, s.343.
5 Yurt Ansiklopedisi; “Sağlık”, Cilt XI, İst. 1984, s.8647.
6 M.Akif TURAL; Atatürk Devrinde İktisadi Yapılaşma ve Celal Bayar (1929-1938), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ank. 1987, s.5.
7 Atatürk’ün TBMM’sini Açış Konuşmaları; TBMM Yayınları, Ank. 1987, s.101.
8 Gencay GÜRSOY; “Sağlık”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yay., Cilt VII, İst. 1983, s.1721.
9 Refik TURAN, Mustafa SAFRAN; Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Siyasal Kitapevi Ank. 2000, s.263.
10 Ahmet MUMCU; TC. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, İst 1983, s.232.
11 Atatürk’ün TBMM’sini Açış Konuşmaları; s.67.
12 Sağlık Hizmetlerinde 50 Yıl; Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı Yayınları, Ank. 1973, s.38.
13 Jorge Blanco VİLLALTA; Atatürk, Çev.:Em.Kur.Alb.Fatih ÖZSU, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ank. 1982, s.670.
14 Halil KURT; “Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi”, Yeni Türkiye, Cilt 39, s.697.
15 VİLLALTA; A.g.e., s.671.
16 Sağlıkta Büyük Taarruz; Organon İlaçları A.Ş. Yayınları, İst. 1998, s.11.
17 M.Akif TURAL; a.g.e., s.11.
18 Veli Yılmaz; Gazi Mustafa Kemal, Biyografi, s.352.
19 Orhan H. ÖZKAN; “Kendimize İyi Bakalım”, Yeni Türkiye, Cilt 39, s.49.
20 Feridun FRİK; Cumhuriyet Devri Sağlık Hizmetleri (1923-1963) 40 Yıl, İst. 1964, s.5.
21 Dr. Veli Yılmaz; Gazi Mustafa Kemal, Biyografi, s.354,355.
22 Türkiye’de tüberküloz (verem) salgınının Osmanlı döneminde var olduğunu biliyoruz. Padişahların tüberkülozdan öldüğü bir ülkede salgının boyutlarının çok büyük olduğunu söylemek zor değildir. Şeref ÖZKARA; “Türkiye’de Tüberkülozun Durumu”, Yeni Türkiye, Cilt 39, s.734.
23 Rıdvan EGE; “Türkiye’mizde Sağlık Hizmetlerinin Gelişimi ve Trafik Sorunları”, Yeni Türkiye, Cilt 39, s.657,658.
24 ÖZKAN; Yeni Türkiye, Cilt 39, s.50.











