Şenlikler ve Havai fişek..!
- BAYRAM AYBASTI

- 2 Ağu
- 2 dakikada okunur

Cumartesi akşamı…
Medreseönü Limanı…
Balıkçı Festivali…
Karadeniz’in mavisi…
Martıların sesi…
Balıkçı tekneleri…
Ve ardından…
Gökyüzünü yaran havai fişekler…
İtiraf edeyim…
Alkışlayamadım.
Çünkü gözüm gökyüzünde değildi.
Denizdeydi…
İnsan bazen en büyük hatayı, en çok sevdiği şeye karşı yapar.
Ormanı seven ormanı yakar.
Toprağı seven toprağı kirletir.
Denizi seven de bazen farkına varmadan denize zarar verir.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“İnsan bindiği dalı kesmez.”
Balıkçının dalı denizdir.
Deniz olmazsa balık olmaz.
Balık olmazsa ekmek olmaz.
Ekmek olmazsa festivalin de anlamı kalmaz.
Bir Kimyacı olarak Otuz beş yılı aşkın ömrüm Laboratuvarlarda geçti.
Mesleğim bana çok önemli bir gerçeği öğretti.
Doğa affeder gibi görünür… Ama unutmaz.
Kimya ise hiç affetmez.
Çünkü kimyada masal yoktur.
Gerçek vardır.
Gökyüzünde hayranlıkla izlediğimiz o kırmızı…
Stronsiyum bileşiklerinden gelir.
Yeşil…
Baryumdan…
Mavi…
Bakır bileşiklerinden…
Parlak beyaz…
Alüminyum ve magnezyumdan…
Patlama biter.
Alkış biter.
Festival biter.
Ama o maddeler bitmez.
2.5 pm ( Pikometre ) büyüklüğündeki ince partiküllere dönüşür.
İnsan saçının çapı 70 pm olduğunu düşünürsek gözle görmek mümkün değil!
Rüzgârla kilometrelerce taşınır.
Toprağa çöker.
Denize iner.
Balıkların yaşadığı suya karışır.
Bir kısmını ise farkında bile olmadan biz soluruz.
Kimyada hiçbir madde yok olmaz.
Sadece yer değiştirir.
Gökyüzünde gördüğümüz ışık…
Bir süre sonra toprağın, denizin ve ciğerlerimizin misafiri olur.
Bir de gürültü var…
Bizim kulağımıza birkaç saniyelik eğlence gibi gelir.
Ama martılar için paniktir.
Gece kıyılarda dinlenen kuşlar için korkudur.
Deniz canlıları için beklenmedik bir şoktur.
Biz alkışlarız.
Doğa irkilir.
Beni düşündüren başka bir şey daha var.
Bu gösteri için harcanan para…
Belki on binlerce lira…
Gökyüzünde sadece birkaç dakika kalacak ışıklar için…
Sonra ne oluyor?
Duman dağılıyor.
Işık sönüyor.
Alkış bitiyor.
Peki geriye ne kalıyor?
Keşke aynı para…
Bir balıkçı çocuğunun eğitim bursuna dönüşseydi.
İhtiyaç sahibi ailelerin mutfağına sıcak bir aş olsaydı.
Yaşlı bir komşunun ilacını alsaydı.
Engelli bir vatandaşın hayatını kolaylaştıracak bir cihaza katkı olsaydı.
Sokak hayvanlarının aylarca karnını doyursaydı.
Denizden hayalet ağların temizlenmesine destek olsaydı.
Limanın ve kıyıların temizliği için kullanılsaydı.
Genç balıkçılara can yeleği ve güvenlik ekipmanları alınsaydı.
Okullardaki çocuklara kitap, bilgisayar ya da laboratuvar malzemesi kazandırılsaydı.
Belki de adı hiç bilinmeyecek bir insanın hayatına dokunsaydı.
Çünkü iyilik…
Gürültü yapmaz.
Vicdanda yankılanır.
Gösteriş birkaç dakika sürer.
İyilik ise yıllarca hatırlanır.
Yanlış anlaşılmasın.
Festivallere karşı değilim.
Tam tersine…
Festival; kültürdür.
Dayanışmadır.
Paylaşmaktır.
Horondur.
Türküdür.
Çocukların neşesidir.
Balıkçının emeğine duyulan saygıdır.
Ama çevreyi kirleterek yapılan kutlama…
Kendi geleceğimizi alkışlamaktan başka bir şey değildir.
Perşembe, “Sakin Şehir” unvanını sadece tabelasında taşıyan bir ilçe olmamalıdır…!!!
Bu unvan; denize gösterilen saygıyla, doğaya duyulan sevgiyle ve gelecek nesillere bırakılan temiz bir çevreyle anlam kazanır.
Gökyüzünü birkaç dakikalığına renklendirmek kolaydır.
Asıl marifet…
Denizi mavi bırakabilmektir.
Bir çocuğun geleceğini aydınlatabilmektir.
Bir yaşlının duasını alabilmektir.
Bir martının gecesini korkuyla bölmemektir.
Ve unutmayalım…
İnsan bindiği dalı kesmez.
Deniz balıkçının dalıdır.
O dal kırılırsa…
Sadece balıkçı düşmez.
Hepimiz düşeriz.











