top of page

Çikita Muz Söktü, İlahi Adalet Dikti

Her ne kadar “Medeni Kanun” kız ve erkek çocukların mirastan eşit oranda ya da miktarda yararlanacağına hükmetse de o iş pratikte hiç de öyle değildir.

Kız evlat ya da evlatlar, mirastan ya kıytırık bir pay alır ya da bir boka yaramaz, kuş uçmaz kervan geçmez, ot bitmez arı konmaz, yılan bağrını sürtmez araziler reva görülür. Biçim, şekil ve usul zamana bağlı olarak değişse de kafa hâlâ böyledir. Çok sıkıştırırsan, iş, medeni hukuktan dini mevzulara falan kayıyor, o topa hiç girme.

Tarih, esaslı derslerle doludur bakarsan. Mesele, tarihi doğru okumakla ya da doğru anlamak niyetiyle ilgilidir. Yani azizim, bir “gerçekler” vardır bir de “işimize gelenler”. Emin ol ilk tercih hep ve her zaman işimize gelenlerden yanadır ama finalde ipi göğüsleyen hep gerçeklerdir. Sorunları ötelemek, örtmek mümkündür ancak sonuçlar için böyle bir lüks yoktur.

Neyse!

“24 Ocak 1980 Kararları” diye tarihe geçen ve 12 Eylül 1980 faşist darbesi ardından uygulanma iklimi bulan ya da 12 Eylül faşizmiyle uygulanma iklimi bizzat yaratılan o büyük değişimin mimarı Turgut Özal’dır.

O zamana kadar “İthal İkameci” ekonomik politika izleyen Türkiye, bir anda kabak çiçeği gibi açılıyordu. Yeni dönem “İhracatı Teşvik” diye sloganlaştırılan ve amiyane tabirle “kör tuttuğuna kaptırır” denilebilecek bir dönemdir. Banker vurgunu… Hayali ihracat vurgunu… O, baş belası KDV… Hibe ve teşvik vurgunu ve daha neler neler; hepsini Özal’a borçluyuz…

Artık, ihtiyacımız şeyi üretmek yerine ithal etmek serbestti! Tezgah altından, el altından satılan ve de kaçak yollarla ülkeye giren yabancı sigara ve alkollü içkiler artık mahalle bakkalında bile satılıyordu. Birinci sigarası saltanatını Marlboro’ya resmen kaptırmıştır artık!

Bir de şu muz işi vardı.

Böyle kol gibi “Çikita muz” gelmişti bir yerlerden, kokusuz, tatsız tuzsuz. Bir anda bizim o, “barette tabanca” gibi avuca sığan, mis kokulu Anamur muzu çer çöp oluvermişti. Çitikatı’nın ihtişamı aklımızı başımızdan almıştı. Yani biz, muzun işlevine değil de boyuna tav olmuştuk.

Durum bu olunca Mersin’den bu yana o muzluklar, çatır çutur sökülüp de general rütbesi gibi çok yıldızlı oteller yapılmaya başlandı. Ama esas bomba başkaydı; “Allah’ın sopası yok” dedikleri , “ilahi adalet” dedikleri tecelli ediyordu.

Kız çocuklarına, sözde, miras diye kakalanan o araziler bir pirim yaptı abi, yok böyle bir para. Turizm gelişecek, Türkiye beynelmilel olacak ve de memlekete döviz akacaktı. Kız çocuklara kakalanan, zemini sert, taşlık, denizden esen yeli direkt alan ve denizden yana bakan, Akdeniz’in sarı sıcağında hepten güney enlemlere sereserpe uzanmış ot bitmez bu araziler tam da turistik oteller içindi…

Birinci sınıf tarım arazilerine çöken o uyanık oğlanların ürettiği muzlar, saplarıyla birlikte ellerinde kalırken; bitli oğlan kafası gibi haşere kaynayan, taşlık, verimsiz arazilere “baba yadigarı” diye razı olan kızlar ihya oluyordu.

Yani bu öyle bir hikâye ki “her şerde bir hayır vardır” mı desem, “sabrın sonu selamet” mi desem, “kapitalizm becermediği horozun sesini dinlemez” mi desem…

Neyse!

Şimdi al bunu, nerene koyarsan koy!

  • Facebook
  • X
  • YouTube
  • Instagram

Copyright 2012 - 2023 | ORT TV tarafından yapılmıştır. | Tüm Hakları Saklıdır | Designed By Farfarco

bottom of page