ÇAĞLAYAN'DAN YEŞİLCE'YE
- Yekta Aydın

- 24 Haz
- 2 dakikada okunur

Yeşilce'ye geleli on on beş gün oldu. Samsun ve Ordu'daki imza günlerimi tamamladıktan sonra Yeşilce'de ki doğal yaşam alanıma ulaştım.
Doğup büyüdüğüm, bir dönem de belediye başkanlığı yaptığım yer burası. Burada yaşamayı seviyorum aslında. Zaman zaman sürpriz konukların ziyaretçi akınına da uğruyorum.
Bu gün de öyle müstesna günlerden birini yaşadım. Kitaplarımda kendisinden Kelkit Vadisinin üç silahşöründen birisi olarak söz ettiğim Koyulhisar eski belediye başkanı değerli dostum Niyazi Engin'in beni uyarmasıyla sarsıldım. Kendime geldiğimde yanındaki kişilerden birisinin de çok sevdiğim Selahattin Kaya ve oğlu Samet olduğunu gördüm.
Dostlarıma sarılıp kucaklaştıktan sonra onları ofisime davet ettim. Niyazi Bey, benim ısrarımı dinleyecek durumda değildi.
"Hadi başkan gidiyoruz" deyince, benim söylenecek bir sözüm kalmamıştı.
Aracı Niyazi Bey kullanıyor, ancak araç kasisin birinden çıkıyor, bir diğerine giriyordu. Bu yol 2004 - 2009 yılları arasında belediye başkanlığım döneminde onarılmıştı. Şu an her bir tarafı çocuk mezarını andırıyor. Yeşilce - Çambaşı arasındaki 23 km lik yol, ne yazık ki Ordu Büyükşehir Belediyesinin önemli bir ayıbı olarak tezahür ediyor.
Neyse bu güzel dostlarla sohbet ede ede Çambaşı'na ulaştık. Çerkez Cemal' in Gökhan bizi gayet güzel bir şekilde ağırladı. Geri dönüşümüzde arabanın kaptanı değişti. Samet kullanıyordu aracı. Selahattin Kaya dururmu, espriyi patlattı.
"Ya Yekta Hoca, yolları sanki tamir etmişler" deyince bıyık altından güldük elbette. Yol boyu çekindiğimiz resimleri ise bu günün anısı olarak saklayacaktık.
Selahattin Kaya ile dostluğumuz eskiye dayanıyordu. İstanbul'a atanmış, hemşeri dayanışması sonucu sık sık İstanbul'daki hemşerilerimizle bir araya geliyorduk. Hem öğretmenlik yapıyor, hem de sosyal etkinliklerde bulunuyordum. Yeşilçitli ve Musalılı hemşerilerimizin çoğunlukla bulunduğu Seyrantepe'deki Birlik Lokantasında zaman zaman bir araya geliyorduk. Sazımızı çalıyor, türkülerimizi söylüyorduk. Onların arasında kendimi çok mutlu hissediyordum. Hemşerilerimizin desteğini görüyordum.
Yine öyle bir günde bir grup insan lokantaya girdi. İçlerinden birisi kılık kıyafet davranış ve konuşmasıyla dikkatimi çekti. Koyulhisarlı olduğunu öğrendiğim bu insanın Kâğıthane Belediye Başkanlığına aday olduğunu öğrendim. Kanım kaynamıştı. Keşke bu vatandaşla bir vesile olsa da görüşebilsek diye düşünüyordum.
Ertesi gün Çağlayan Lisesi Müdürü olarak görevimin başındaydım. Nöbetçi öğrenci ziyaretçim olduğunu söyleyince içeri almasını söyledim.
Ziyaretime geleni görünce gözlerime inanamadım. Akşam karşılaştığımız Selahattin Kaya'ydı. Kayalar Turizm'in sahibi. Buyur edip, çayını kahvesini ısmarladım. Oğlu Sezgin'i okula kaydettirmek istiyordu.
Selahattin Bey'le güzel bir dostluk kurmuştuk. Beni oğlu Sezgin'in düğününe davet etmişti. Kağıthane'deki düğün salonunda Ali Kızıltuğ'la tanışmıştım. Hani şu:
"Hangi dağın ardındasın nazlı yar.
O yannıya dönem dönem ağlayam" Ya da:
"Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış.
Bizim köye benzemiyor gel hele" diyen halk ozanı.
Bunlar geldi aklıma. Bu dağın başında biraz da duygusallaştım aslında. İş dönüp dolaşıp sevgi saygı ve dostluğa geliyor. Koyulhisar'da bir araya gelen bu güzel dostlar, kendi aralarında:
"Hadi Yekta başkana uğrayalım" diyerek yollara düşüyorlar. Buna sevginin gücü derim ben. Demek ki yolu sevgiden geçen insanların yolları, bir yerlerde kesişiyormuş.
Güzel dostlara sağlık huzur ve mutluluklar diliyorum.
YEKTA AYDIN YEŞİLCE 22.06.2025













Yorumlar